5 Nisan 2021 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 85 | Bir Kurguya Girebilseydim...

''Bir kitabın veya filmin içine dilediğiniz zaman girebildiğinizi düşünün. Kurguya yeni bir karakter olarak ekleneceksiniz. Hangi kurguya neden girmek ister ve girdiğiniz kurguda neler yapardınız?''


Bu hafta konuyu veren isim benim. Açıkçası böyle ortak etkinliklere konu vermek konusunda çekimserim. Sanırım diğer katılımcıların düşüncelerini fazla düşünüyorum. Bir de konu bulamayacağımı düşünüyordum. Ancak sevgili Deeptone bana bu haftanın konusunu vermemi teklif ettiğinde aklımda pek çok konu belirdi. Bir anda. Onlardan birkaçının birleşimi de işte bu konu. Umarım hoşunuza gidecek bir konudur :)

Aslında gerçeklikten çok uzak bir konu belirlemedim. Nasıl gerçeklikten uzak değil, değil mi :) Mecazen canıımm. Şunu düşünüyorum; zaten yaşadığımız gerçeklikte de gerçeklikten kaçmak için çeşitli yollara başvurmuyor muyuz? Bazen sanal dünyaya sığınıyor, bazen daha da ileri gidiyor ve gerçekliği farklı şekilde yorumlamayı tercih ederek bu yorumlarımızın arkasına saklanıyoruz. Başka biri gibi davranabiliyoruz kabul görmek için. Mış gibi davranmak daha işimize gelebiliyor örneğin. Ama işte ben sorumda mış gibi davranalım demedim. Tamamiyle kendiniz olarak bir kurgusal gerçekliğin içine girebilme gücüne sahip olduğunuzu hayal edin. Kendi gerçekliğimizde olmadığımız için çok daha cesur olabiliriz belki. 

Kitap okumayı, film izlemeyi falan seviyorsanız seçim zor gelebilir :) Ancak benim aklımda tek bir kurgu var şu an. Tabii onu açıklamadan evvel bir girizgah yapmazsam olmaz :)

Aslında Küçük Prens'in masum dünyasında onunla birlikte gün batımını izlemeyi tercih edebilirdim. Çok da güzel olurdu. Ama etmedim.

Aslında Zeze'yle şeker portakalı fidanına atlayıp dünyayı gezebilirdim. Ama bunu da tercih etmiyorum. Çünkü zaten kendi gerçekliğimde de çok fazla acı var. Minik Zeze'nin hüznüne kalbimin uzun süre dayanabileceğini sanmıyorum. Her ne kadar şeker portakalı fidanıyla gezdiğimizi düşlemek ruhumu dinlendirecek gibi gelse de bana.

Aslında Hogwarts'ta Quidditch Turnuvası'nı en güzel yerden izleyebilir, hatta belki oynayabilirdim. Ama hayır istemiyorum. Zaten Hogwarst'ın bonusu olarak gelecek o kadar macerayı kaldıramam şu an :)

Aslında Dr. Breuer'in asistanı olup Nietzsche ile olan görüşmelerinde rol almayı isteyebilirdim. Çok da ilginç olurdu. Nietzsche Ağladığında isimli kitaptan bahsediyorum bu arada. Ama bunu da tercih etmeyeceğim. Her ne kadar bence kendi benliği için Nietzsche'ye öyle gelmiyor gibi hissetsem de, dışarıdan bakan biri için düşünceleri fazlasıyla dolambaçlı, çeşitli. Karamsarlığı sorun olmazdı benim için. Ama fazla düşünce bombardımanı olurdu muhtemelen. O yüzden Nietzsche ve Salome'yle tanışma şansını da pas geçiyorum. Her ne kadar zor olsa da :)

Aslında kardeşi Theo'ya mektup yazdığı sırada Van Gogh'un odasının kapısını tıklatıp onu bir yerlere davet edebilirdim. Belki böylece kendini çok yalnız hissetmezdi. Dahası Van Gogh'la arkadaş olmak mı? Hadi ama, fazlasıyla havalı gelmiyor mu kulağa :) Ama hayır. Ben de anlaşılmak istiyorum. Dahası onu tam olarak anlayabileceğimden de emin değilim. Bu yüzden muhtemelen malum sonu sadece geciktirirdim. Bu arada Theo'ya Mektuplar isimli kitaptan bahsediyorum. Not olarak düşelim :)

Aslında belki de Nastenka'nın bıraktığı hüzünden sonra belirebilirdim Beyaz Geceler'deki hayalperest anlatıcının yanında. Ama hayır. Bu da fazla dokunaklı olurdu :) Kendiyle baş başa kalmayı öğrenmeli.

Aslında Jane Austen romanlarının içine girip kır gezintilerine çıkabilir; beş çaylarına, hatta ve hatta balolara katılabilirdim. Emma ya da Elizabethle arkadaş olmak güzel olurdu. Ama Emma'yla bir noktada kavga ederdik muhtemelen. O yüzden Gurur ve Önyargı kitabına girebilmek daha makul olabilirdi benim için. Ama hayır, zaten Eliza'nın aklı dolu baya. Birkaç ziyaretten sonra sıkılırdım kesin :)

Aslında Alexandria ve Roy'un haydutlar çetesine katılıp maceradan maceraya da koşabilirdim. Ama bu aralar o kadar enerjik hissetmiyorum. Kesin geride kalırdım ben. Üzgünüm sizi de pas geçiyorum :) Bu arada... Karakterlerinden bahsettiğim The Fall isimli bu filmi de şiddetle tavsiye ederim. Masal gibiydi.

Aslında... Pek sevgili Amelie'ye sırdaşlık ederdim belki. Nino'ya oynadığı küçük oyunu bilen tek kişi olurdum. Sırdaşı olurdum. Kristal adamla da tanışırdım. Hatta çok yalvarırsam belki kristal adam benim resmimi çizerdi. Belki? Ama hayır Amelie. Çünkü... Beni senden daha iyi anlayacak ve benim seni anlayacağımdan daha iyi anlayacağım başka bir karakter var. İşte dolambaçlı yollardan geldiğim cevabımı açıklıyorum :)

Dırım dırım dırım dırım... Biraz heyecan olsun dedim de :)

Neyse açıklıyorum. 1Q84'e gider canım Aomame'nin komşusu olurdum. Çünkü biliyorum ki kendini yalnız hissediyordu o sıralar. Belki başrol olmazdım. Ama kimin umurunda canım :) Haruki Murakami'nin 1Q84 isimli kitabını okuduğumdan beri Aomame'yle tanışmak ve uzun uzun konuşmak istiyorum. Çünkü içimden bir ses diyor ki, Aomame beni anlayabilirdi ve ben de Aomame'yi anlayabilirdim. Bir insanın bir insanı anlayabilmesi, tam olarak anlayabilmesi, mümkün değil. Ama gündelik yaşamda herkes her şeyi anlıyor maşallah :) İşte bence asıl anlaşılmama ve iletişimsizliğin nedeni de bu yanılgı. Senin hissettiklerini hayatında bir kere bile hissetmemiş birisinin seni anladığını söylemesi o kadar gülünç ki. Elbette aynı şeyleri hissedemeyiz. Çünkü biz farklı insanlarız. Ama yine de empati çok önemli bir şey. Empati kelimesi bence anlamı tam olarak anlaşılmayan bir kelime.

Şöyle ki... Önce bir düşünelim empati nedir? ''Empatinin TDK sözlük anlamı kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilme becerisidir.'' Yanlış veya eksik bilgi olmasın, dayanağım olsun diye TDK'ya baktım bakın :) Neyse, işte ne diyor tanımda: Kişinin kendini başka bir bilincin yerine koyması. Ama genelde  ne yapılıyor? Kişi kendinden çıkmadan, kendi olarak, başkasının yaşadıklarını yaşadığını düşünüyor. Böyle düşünürsek empati yapmış olmayız. Karşımızdaki kişiyi de anlayamayız haliyle. Çünkü oymuş gibi bakmadık olaylara. Onun şartlarında, onun benliğinde bakmadık. Kendimiz olarak baktık ve yine kendimiz olarak yargıladık. 

Aslında konunun buralara geleceğini tahmin etmemiştim. Ama gelmesi de sürpriz olmadı benim için :) Benim bu konuyu seçme sebebim Aomame'yle tanışma isteğimden ileri geldi. Aomame'yle tanışmayı isteme sebebim de işte bu anlaşılma hissini gerçekten hissedebileceğim bir yerde olduğumu düşlemekti. Çünkü sanırım anlaşılmak, büyük bir özgürlük.

Bir de... Salgın günlerinde yaşadıklarımızla bahsettiğim kitabın kurgusunu çok yakın buluyorum birbirine. Kitap salgın konusunu ele almıyor bu arada. Hatta alakası yok. Kitapta Aomame, sıkışık trafikte bir yere yetişmeye çalışırken taksiden inip yolun kenarındaki bir merdivenden aşağıya iniyor. O sırada da 1984 yılından 1Q84 yılının yaşandığı alternatif başka bir evrene geçiyor. Ben de bazen bizim 2021 yılında değil de, 2Q21 yılında olduğumuzu falan düşünüyorum. Acaba 2021'e ne zaman geri döneceğiz?..


Neyse, benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Musmutlu geçecek, sağlıklı ve güzel bir hafta dilerim.


Sevgiyle.


Spring Waltz - Carla Bruni dinlemek için TIK TIK!



30 yorum:

  1. Çok keyifli bir yazı:-)) Konu gerçekten de çok okuyan ve izleyenler için seçimi zorlaştıracak gibi :-)) Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. İçimden nasıl geliyorsa onları yazdım işte :)

      Sil
  2. Ne güzel bir yazı olmuş, gerçekten hayal gücün harika :) Elizabeth'e gidersen peşine takılabilirim, bir beş çayında sizinle olmak eminim müthiş olurdu :) Çook sevgiler İlkaycığım <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahahah, tek seçeneğimiz var onu eledim malesef ki :) Ona Darcy'le mutluluklar diliyor, başka bir karakteri neşelendirmeye gidiyorum :) Yorumunuz enerjimi yükseltti teşekkür ederim, çokça sevgiler benden de <3

      Sil
  3. Çok çok güzel bir yazı. Ne yazık ki girizgahtaki alıntılar gözümde canlandı da 1084'ü okumadığım için o eksik kaldı ben de. Empati evet empati kurmayı unuttuk biz. Bencillek var artık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malesef öyle. Unutulmuş şeylerden biri de bu: Empati. Ve kardeşi anlayış :) Yorumunuz için teşekkür ederim :)

      Sil
  4. Konu güzel. Ben nerede, kiminle olmak isterdim? Şuan aklıma bir şey gelmedi ama düşüneceğim. Murakami hakkında çok fazla hayal kırıklığı okudum ama 1Q84 ü okumak istiyorum. 2Q21 de güzel fikirmiş. :) Hoşuma gitti. :) kalemine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamdır, yazarsın umarım. Cevabını merak ediyorum :) Murakami'nin tarzı herkese hitap etmiyor, ki nedenini de anlıyorum aslında. Ama benim yazdıklarında kendimden bir şeyler bulabildiğim bir yazar. Neyse ki oldukça üretken biri. Okuyacağım daha çok kitabı var :) 1Q84 ise en sevdiğim kitaplar arasında. Yine söylüyorum, Murakami'nin tarzı herkese hitap etmiyor. O yüzden sen okuduğunda beğenir misin bilemiyorum. Sadece, benim çok sevdiğim bir kitap olduğu için önerebilirim. Bence sevip sevmeyeceğini görmek için bile şans verebilirsin :) Ki oldukça yaratıcı bir kurgusu olduğunu da düşünüyorum. Sadece tuğla gibi bir kitap olduğunu eklemeli ve uyarmalıyım :) Bir tek ciltli hali var, ki ben kütüphaneden o basımını alıp okumuştum; bir de üç kitap halinde basılmış basımı var. Hangisini taşımak, okumak bana kolay gelir dersen bakarsın eğer kitabı okumaya karar verirsen. Son olarak, yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Ağaç Ev Sohbetlerine yakışan bir yazı olmuş. Elediklerin arasında benim özellikle hoşuma giden Amelie oldu tabii ki:) 1Q84 ü okumadığım için çok fazla fikir sahibi değilim. Empati meselesine gelirsek, her insana lazım derim.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, beğenmiş olmanıza sevindim :) Amelie benim için de çok özel. Bu listede elerken en zorlandığım isim de kendisi oldu :)

      Sil
  6. Sherlock un arkadaşı olmayı ve davadan davaya koşarak gizemler çözmeyi isterdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu da güzel bir seçim :) Maceralı, eğlenceli.

      Sil
  7. Çok güzel bir konu. :) Animeler dahil mi? Beni biraz tanıyan biri ne yazacağımı tahmin edebilir, hatta bu takıntımdan bıkmış olabilirler. Yazmayım en iyisi. :)
    Karakterleri çok güzel anlatmışsın. Bazılarını bilmiyorum. Van Gogh ile ben de tanışmak isterdim. Aslında nasıl biri bilmiyorum. Sadece ünlü ressamlar arasında onun eserleri bana çok daha güzel geliyor.
    1Q84' ü okudum ama sevmedim pek. O yüzden yorum yapmak istemiyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabi ki dahil :) Hatta yazım aşırı uzun olmasaydı Miyazaki ustayı da anardım da o an aklımdan çıkmış :) 1Q84 konusunda renkler ve zevkler diyelim :) Ama herkese hitap edebilecek bir kitap değil. Zaten Murakami'nin tarzı bence genele hitap etmiyor. Yani mesela bazı kitaplarını çok sevdim yazarın. Ama biri benden tavsiye istese gözü kapalı öneremem. Çünkü herkes sevmiyor, herkese hitap etmez. Yorumun için teşekkür ederim, yazını bekliyorum :)

      Sil
  8. Sevgili İlkay, girizgaha bakınca " Ooo sen de çok şey istiyorsun ama " diyecektim ki ,yazının zenginliğini görünce vazgeçtim :)
    Konu da yazında çok güzel ,emeğine sağlık:) Şöyle biraz okuyayım bakalım neler çıkacak buradan, belki hafta sonuna kadar bir şeyler karalarım ben de:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal kurması bedava olunca biraz açgözlü davrandım sanırım :) Ama seçimim tek :) Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Umarım siz de yazarsınız :)

      Sil
  9. iki yazına da yarım gelcem, ikisini de pek sevdim :)

    YanıtlaSil
  10. "aslında" konuyu bence çok güzel seçmişsin :-) ve aslında diye diye sürüklediğin her kitap-gerekçesi ve bazen vazgeçişinin gerekçesi beni çok eğlendirdi/ bir de o açıdan düşünmeme neden olduğu için de keyiflendirdi.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederiimm :) Yazımın böyle pozitif hissettirmesine sevindim. Çokça sevgiler :)

      Sil
  11. Alternatifler o kadar çok ki :) ama şu an, şu duygu karmaşalarım arasında , şu aralar Howl'un Yürüyen Şato'sunda olmak isterdim .Büyük anne ile bahçede çay içen mi , Sophie ile arkadaşlık yapan mı, califer ile gece sohbetleri yapan mi , Howl ile kapılardan geçip farklı farklı yerleri dolaşıp gelen yol arkadaşı mı yoksa Marukuru ile Howl'un işlerini düzenleyen mi olurdum fark etmez.Yürüyen Şato'nun yeni üyesi olarak orada bulunmayı seçerdim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle çok fazla seçenek var :) Ama Yürüyen Şato harika bir seçim olmuş. Ben de çok severim <3

      Sil
  12. Konu süper :) Küçük Prens'le arkadaş olmak güzel olurdu. Parça da çok güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Değil mi, bence de :)

      Sil
  13. Allah seni yaa, aomame ye gelinceye dek bayağı bi güldüm zaten, gerçeklikten uzak, austen, the fall, amelie, evet sana çok uygunlar, beyaz geceler ya vall yaa, hogwarts, ben bi dee monte kristo kontunun intikamını yakından izlemek isterdim, aomame, empati, hangi 2021, çok güzel bir yazı bu ya ve tipik bir sen yazısı, hep diyom sen komikli, muzip yazıyon kendini karamsarmış gibi göstererek hehehe :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya bir sürü kişiyi es geçmişim. Buna rağmen uzadı da uzadı yazı :D Monte Kristo'yu hala okumadım. Okusaydım belki ben de isterdim :) Teşekkür ederim yorumun için ^^

      Sil
  14. Jane Austen'in romanlarında gezinmek isterdim ben de. *-* Dönem kıyafetleri, konuşmaları, şarkıları kitaplarını okurken bunların insanın zihninde canlanıyor olması çok güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Günümüzle ve tabii gerçek yaşamın kendisiyle kıyasladığımızda aşırı pozitif gelen, dinlendirici bir dünya. Çok seviyorum :)

      Sil
  15. Yazına bayıldım:) Ben karar veremedim, düşüneceğim. Eğlenceli, neşeli bir karakter seçerim sanırım. Karar verince yazacağım mutlaka:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevabını merakla bekliyorum :) Yorumun için teşekkür ederim :)

      Sil

Yukarı çık