26 Temmuz 2019 Cuma

Varolmayanlar | Kitap Yorumu


Herkese merhaba :) Görüşmeyeli biraz zaman geçti sanırım, siz ne dersiniz? Şu an fark ettim de, parmaklarım klavye tuşları üzerinde gezinirken hissettiğim hissi özlemişim. Böyle yazınca da sanki aylardır buralarda yokmuşum gibi oldu, aman neyse :)
Biz kitabımızdan bahsedelim.


''Yazmak, çizmek, hayal edileni duvara, taşa, tabletlere, tahtaya, ağaca, papirüse, kumaşa ve son olarak kağıda geçirmek hayal edilenin gerçekleşmesini kolaylaştırıyordu. Yazı yazmak kutsal bir eylemdi.''


Sene 2010. Dünya kıyametin eşiğinde. Kanatlı yılanlar, ejderhalar, iblisler ve daha başka türlü türlü garip yaratık sokaklarda cirit atıp etrafa korku saçıyor. Bütün bu karışıklıkların İstanbul'da başladığına inanılıyor. Bir çöp konteynerinde bulunan garip bir günlük de bu savı kanıtlar nitelikte.
Günlük genç bir iş adamına ait.  Hayatı rakamlarla geçen bu iş adamı bir gün bodrumda ölmüş babasının kalemini buluyor ve o kalemle kaleme aldığı hikayeler bir şekilde karakterlerine kadar gerçek oluyor. Bunun üzerine ise hem genç iş adamının, hem de yavaş yavaş tüm dünyanın hayatı ve geleceği değişmeye başlıyor.
Bu genç iş adamı aslında günümüz insanının bir çeşit gösterimi olabilir. Evden işe, işten eve geçen hayatını renklendiren yegane şey ise, çevresindeki insanların beklentilerine cevap verecek aktivitelerde bulunmak ve tüketmek, tüketmek ve daha çok tüketmek.
Hayatı katı bir kalıba otursa dahi, bu katılığın bozulmasından ödü kopan biri. Öyle ki, kitabın daha ilk sayfalarında karakterin sabah rutinini dakikası dakikasına anlatması ve bir dakikalık bir sapmanın dahi onu deliye çevirmesi buna örnek olarak gösterilebilir.


"Tekrar etmek iyidir. Senfonilerde de tekrarlar çok sık kullanılır. Hem nakaratsız şarkı mı olur? Kalıcı şarkıların çoğunun ikinci vokal kıtaları bile ilk kıtanın tekrarından ibarettir. ''Hayatın tekdüzeliğini yenelim'' tarzından sloganları insanlar abartıyorlar, o kadar iyi bir şey olsaydı bu, herkes rahatlıkla yenebilirdi. Zor bir şey değil, her zaman yaptığını yapmıyorsun hepsi bu. Esas mesele her zaman yaptığını doğru bir ritimle tekrarlayabilmekte, işte o zaman hayat güzel nakaratların arada bir girip coşturduğu bir şarkıya benziyor.''


Kitabı bundan iki veya üç yıl evvel bir kitap fuarında almıştım. Abartmıyorum, kitabı okumak için o gün bu gündür hep aynı heyecana sahiptim. Dolasıyla kitaba dair beklentim gerçekten fazlaydı. Ama ne demişler 'fazla beklenti iyi değildir.' Çünkü ters teper. Bakınız şekil a'da olduğu gibi. Kitaba dair beklentilerimin fazlalığının yanı sıra -yani kitaba beklentisiz başlasaydım bile şimdi yazacağım şeyi düşünürdüm- kitabın gerek kurgu bazında, gerek içerisinde barındırdığı düşünceler bazında; hatta gerekse bu düşüncelerin kurguya yedirilmesi bazında ciddi eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Yorum yazısı yazmadan evvel kitaba dair yapılan başka yorumlara bilhassa bakmadım ki, istemsizce de olsa birilerinin etkisinde kalmayayım. Çünkü kitabı alacağım zamandan mı aklımda kaldı emin değilim ama, kitabı pek çok okurun beğendiği gibi bir düşünce kalmış aklımda. 

Kitabın sorgulatıcı bir yönü olduğu doğru. Yazarın fantastik olarak nitelendirebileceğimiz bir kitapta; aslında günümüz insanının da içinde bulunduğu çıkmazı, tarih boyunca insanlığın kendi kendine başına musallat ettiği sorunları ele alması da yaratıcı. Ancak keşke bu yaratıcılığı belli bir mantık ve tutarlılık çevresinde okuyucuya verebilseydi demeden de geçemiyorum açık söylemek gerekirse.
Bunun dışında yazarın gereksiz ayrıntılar üzerinde fazla takılı kaldığını da düşünüyorum. Yanlış anlaşılma olmasın, kitap akıcı olmasına gerçekten akıcıydı. Ancak mesela daha en başta, ana karakterin durağan ve tekrarlanan günlerden oluşan bir hayata sahip olduğunu anlatırken bile kitap, sanki yazar okuru bir şeylere ikna etmeye çalışıyor gibi bir his bıraktı bende. 
Bu arada ana karakterden genç iş adamı diye bahsedip duruyorum ama karakterin ismini gerçekten hatırlayamıyorum ve kitapta da bulamadım. Kitabı okurken de isminin neredeyse hiç geçmediğine dikkat etmemişim. O yüzden karaktere hitabım 'genç iş adamı' şeklinde olmaya devam edecek. Bu arada bu açıklamayı yazarken fark ettim de, eğer ki ana karakterin adı hiç geçmiyorsa bunun altında da özel bir anlam olabilir. Olursa da güzel olur. Özel bir anlam varsa bunu beğenirim işte.

Şöyle ki, ana karakterimizin kaleme aldığı hikayeler gerçekleşmeye başlayınca, hatta gazetelerde, haberlerde bile yer almaya başladığında; ana karakterimiz birileri tarafından takip edilmeye başlıyor. Bu tuhaf görünümlü insanlar bir çeşit örgütün üyesi ve ana karakterimiz olan genç iş adamı da babasının temellerini attığı bu örgütün harekete geçebilmesi adına anahtar konumunda. 
Bu örgüt hayalci insanlardan oluşan tuhaf ve karmaşık bir oluşum. İnsanların hayalciler ve gerçekçiler olmak üzere iki gruba ayrıldığını ileri sürüyor, bununla da yetinmeyip gerçekçilere savaş açıyorlar. Tabii fiziki bir savaş değil bu. Bir çeşit düşünce savaşı. İşte ana karakterimiz de sıradan yaşamının arasına giren bütün bu farklılıkları başlarda sinir bozucu bir reklam arası gibi görse de, sonrasında bu örgüt için bazı şeylerden vazgeçebilecek konuma geliyor. İşte ana karakterdeki bu değişimin altının böyle koyu bir şekilde çizilmesinden hoşlanmadım. O değişimi okuyucuların yavaş yavaş fark etmesi bence çok daha etkili bir iz bırakabilirdi. En azından 'bende' daha etkili bir iz bırakırdı demeliyim. 
Ancak 'hayalci, sıfır, yarımyamalak, yok, hiç' gibi hitaplara sahip bu garip örgütteki insanlardan biri olan, daha da ötesi bu örgütün kurulmasına neden olan ana karakterimizin isimsiz bir hayalperest olarak yansıtılması hoş bir ayrıntı olabilir.

Ancak kitap her ne kadar yaratıcı bir kurguya sahip olsa da, dediğim gibi önemli kısımlar öylesine geçiştirilmişti ve daha bazı fikirler kendi içinde bile çelişiyordu. Dolayısıyla kitaba başladıktan bir süre sonra beklentilerim yanıtsız kalınca, kitabı sadece güzel vakit geçirmek adına okudum diyebilirim. Ancak belki de kitaba karşı bu kadar katı olmamın sebebi, kitabın bir potansiyel taşımasına karşın bu potansiyelin hakkını verememesi; tabiri caizse bazı şeylerin tıkanıp öylece kalması. 

Ama yine de hatırladığım kadarıyla kitabın beğeneni de fazlaydı. Dolayısıyla eğer ki kitabı okursanız benimle aynı görüşlere sahip olmamanız da muhtemel. O yüzden seçim size kalmış diyelim.

O halde şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı, güzel günler dilerim :)



ALINTILAR

''Devletler ve yasalar olmadan medeni bir hayatın var olamayacağı dikte edilir hep. Sistem olmadan barbarlaşacağımıza dair bir korku yaratılır zihinlerde.''


''Başkasınınkini ya da kendi çocuğunu severken salaklaşmak en popüler yetişkin uğraşısı, tüm bayramları seyranları sıkıcı bir vakit kaybı olmaktan çıkaran hayati bir oyun değil miydi? Kendi varoluşları bir işe yaramadığından yeni bir varoluş yaratmışlar, kendi varlıklarını taptaze varlığı kendilerine benzetmeye adayarak anlamlandırıyorlardı.''


''Peki, senin içini boşalttıktan sonra ne yapıyorlar? Senin 'değer' dediğin şeylerle seni dolduruyorlar. Din, milliyetçilik, prestij, fanatizm, sosyal statü, kariyer sevdası, şık bir araba, güzel bir kız arkadaş, seks, para, ayakkabı, kravat, telefon, sigorta. Bunlar senin değerlerin değil. Kanada'da doğmuş olsan, Müslüman mı olacaktın? Fildişi Kıyısı'nda doğmuş olsan milliyetçi olacak mıydın? Ama sen sensen yine aynı şarkıları, aynı kitapları sevecektin. Senin özün bu. Ne hissediyorsan o. Başkalarının söylediğini kafandan sil. Dünyaya tepeden bak.''


''Çocukken ne büyük bir özgüvene sahip olduğunu anımsa. Hiç kimse seni yenemez, hiçbir hayal ulaşılamayacak kadar uzak değildir. Sonra özgüvenini yavaş yavaş, sana sezdirmeden yontarlar, yok ederler. Senin özgüvenini yıktıktan sonra seni bir kalıba oturtmaları çok daha kolay olur. Bir kere özgüven olmadı mı, hayallere olan inancın kalmadı mı, zaten seçebileceğin tek yol onların yoludur. Onlar gibi çalışkan bir öğrenci olur, onların tercih ettiği bölümleri seçer, onların seçtiği meslek alanlarına girer, onlar gibi evlenip, onlar gibi çoğalırsın. Eğer içinde bir yerlerde hayalcilik kaldıysa da bir ömür boyu üzerinde uyguladıkları manipülasyon sana psikomatik hastalık olarak geri döner. Çünkü ruhun ve vücudun onların kalıbına isyan eder.''












6 yorum:

  1. FANTASTİK ESERLERE BAYILIRIM, TANITIM İÇİN ÇOK TEŞEKKÜRLER.

    YanıtlaSil
  2. doğu yücelin korku öyküleri ve çevirilerini okuduum :) seni görmek ne güzeeeel :) iki hafta olduu. bitmemiş olmalı daha tatil. bir kısmı bitip eve dönmüş olmalısııın kikiki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani bitmedi, sanırım :) Yazarın başka eserlerini okumak benim de aklımda. Ama -malesef- beklentisiz :)

      Sil
  3. Yerli fantastik eser okumadım desem yeridir. Ama denenmeye değer gözüküyor. Yorumun için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yerli fantastikler konusunda ben de bir hayli bilgisizim desem yeridir. Bir de önyargılıyım açıkçası. Okuduğum yorumlar kadarıyla söyleyebilirim ki Doğu Yücel genel olarak sevilen bir yazar. Benim ondan okuduğum ilk kitap Varolmayanlar oldu. Beklediğimi pek bulabildiğimi söyleyemesem de ortada yaratıcı bir şeyler olduğu da doğru. Yerli ve fantastik edebiyat deyince aklıma direk Mine Söğüt geldi. Yazdıkları hayatın içinden gerçek şeyler olsa da anlatımı fantastik. O yüzden okurken sanki bir efsane, bir masal okuyormuşum gibi hissetmiştim. Bu da ayrıca küçük bir önerim olsun o halde, tabii yazarın herhangi bir kitabını daha evvel okumadıysanız :) Bu arada yorumunuz için teşekkür ederim :)

      Sil