15 Ocak 2019 Salı

Son Zamanlarda İzlediklerim | Ocak (#1) 2019


1. Loving Vincent (Vincent'ten Sevgilerle)

Bahsedeceğim ilk filmimiz 2017 ABD-Polonya ortak yapımı çizimlerden oluşmuş bir animasyon filmi. Sanırım filmin türü için biyografi de diyebiliriz. Çünkü film, Vincent Van Gogh'un eserleri ve kardeşine yazdığı birçok mektuptan yola çıkarak onun hayatını konu alıyor.



Film Van Gogh'un ölümünden bir yıl sonrasında başlıyor. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo'ya gönderdiği bir mektubu ona elden vermesi adına oğlu Armand'ı görevlendiriyor. Ancak Armand, Theo'nun da vefat ettiğini öğrenince mektubu Van Gogh'un doktoruna vermek adına kasabada bekliyor. Bu süreçte ressamın vefatına ve kişiliğine dair pek çok şey açığa çıkıyor.



Şunu söyleyebilirim ki, filmi baştan sona büyük hayranlıkla izledim. Film 115 ressamın yaptığı 65.000 kare yağlı boya tablosunun birleştirilmesinden oluşuyormuş. Yani anlayacağınız ortada büyük bir emek var.
Bunun yanı sıra filmde yer alan müzikler de çok güzeldi. Filmi sanatsal açıdan bir hayli doyurucu bulmamın yanı sıra, ressamın yaşamına dair bilgi sahibi olmak adına izlemek için ideal bir seçim olacağını düşünüyorum.



Van Gogh'a olan ilgim bu filmle birlikte biraz daha artmış bulunmakta. Kardeşine yazdığı mektuplardan oluşan şu kitabı (TIK TIK!) okumamın üstüne bu filmi izlemem olayların kafamda şekil almasına yardımcı oldu. Şunu bir kez daha somut bir şekilde gördüm ki, farklılıklar şimdiki zamanla zıt nitelikler barındırıyor. Yani farklı insanlar, farklı fikirler, idealler; bunların hepsi ancak gelecekte başkalarının ilgisini çekiyor. Dikkate değer bulunuyor. Değer kazanıyor. İş işten geçtikten sonra.



Filmi izlerken yer yer içimin acıdığını hissettim. Hem filmin büyüsü hem de Van Gogh'un içinde bulunduğu yalnızlıktı bunun sebebi. Filmleri ve kitapları büyülü buluyorum. Bu, zamanda yolculuk yapmak gibi geliyor. Aynı şey değil ama kısmen bunun gibi. Van Gogh tanımak isteyeceğim biri(ydi).
Filme ait bazı kesitleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Beni etkileyen bölümlerdi.



...



...



2. Persepolis

Sıradaki filmimiz 2007 ABD-Fransa ortak yapımı bir animasyon filmi. Bunun yanı sıra Marjane Satrapi'nin aynı isimli çizgi roman olarak yazılmış otobiyografisinin bir uyarlaması.



Film küçük bir kız çocuğunun gözlerinden İran Devrimi'ni anlatıyor. Açıkçası İran Devrimi'ne dair pek bir bilgim yok. Ancak buna karşın, yani bu konuda tarihi bir bilgi sahibi olmamama karşın, filmde yer alan ülke içi değişikliklerden haberdardım. 
Filmi benim için etkileyici kılan en büyük özellikse, her şeyi küçük bir kız çocuğunun bakış açısından izlemek oldu. 



Filme dair gördüğüm olumsuz bazı eleştiriler vardı. Açıkçası bu eleştirilere katılmıyorum. Neticede bahsi geçen animasyon tarihi bir belgesel değil. Yani olayların bir kurgu dahilinde -mesela küçük bir kızın yaşamından yola çıkarak- anlatılması bence oldukça doğal. Yani bunun olumsuz nitelik taşıyacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. Tarihe daha fazla eğilen bir şeyler izlemek isteseydik, muhtemelen seçimimiz belgesel tadında bir yapım olurdu. Ancak konumuz bu değil. Yalnızca yazımda bu konudaki düşüncelerime de yer vermek istedim.



Bunun yanı sıra filmde kadınlara zerre değer verilmemesi ve Müslümanlık adı altında, dini şahsi çıkarlarına alet eden insanların halka diktatörlük uygulaması gerçekten sinir bozucu ve her ne kadar bildiğimiz bir gerçek olsa da somutluğuyla tokat gibi çarpan, buz gibi bir gerçekti.
Filmi izleyince bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk ve bu uğurda savaşan, çabalayan onun önderliğindeki Türk ordusu ve milletine bir kez daha minnet ve şükran duydum. Asıl ilginç noktaysa, hala bu denli büyük bir fedakarlık ve hediyenin farkında olmayan insanların var olması. Bu gerçekten ilginç bir durum. 



Özetle, benim yine severek izlediğim bir film oldu. Bunca zaman izlemeyi ertelediğim için pişmanlık da duydum açıkçası. Sizlere de önerebileceğim bir animasyondu.



3. Gake no ue no Ponyo (Küçük Denizkızı Ponyo)

Madem animasyonlardan gidiyoruz sıradaki filmimiz de başka bir animasyon olsun. Küçük Denizkızı Ponyo, 2008 Japonya yapımı bir animasyon filmi. Miyazaki animasyonlarına bayılıyorum. Bu film, diğer filmlerine oranla konu ve çizimleri itibariyle biraz daha basitti. Ancak yine çok güzel, çok içten ve keyifliydi.



İnsan olmak isteyen Japon bir süs balığı olan Ponyo'nun yeryüzünde Sosuke isimli bir çocukla karşılaşması ve onun kanını tatmasıyla denizkızına dönüşmesini konu alıyor filmimiz. 
Ponyo, yeryüzünde kalması her ne kadar tehlikeli olsa da arkadaşı Sosuke'yi bırakmak istemiyor ve babası Fujimoto'nun da olaylara dahil olması işleri birazcık karıştırıyor.

Filmi gerçekten büyük bir keyifle izledim. Hatta kendimi kötü hissettiğim zamanlarda bazı sahnelerini tekrar izleyeceğim. Siz de kocaman gülümsemek istiyor -ve tabii animasyonlardan hoşlanıyorsanız- sizlere de önerebileceğim bir film.



4. Meu Pé de Laranja Lima (Şeker Portakalı)

Sıradaki filmimiz 2012 Brezilya yapımı, aynı isimli kitabından uyarlanmış bir film. Şeker Portakalı'nı bence birçoğunuz duymuştur. Kitabını küçüklüğümden beri kaç kez okudum hatırlamıyorum. Zeze'nin hikayesi beni her defasında büyülemeye ve içimi dağlamaya devam ediyor.
Filminde de kitabına büyük oranda sadık kalınmıştı. Gözlemlediğim kadarıyla filmin kitabından ayrılan en bariz noktası Zeze'nin sekiz yaşlarında olması olabilir. Çünkü daha küçük bir çocuktu Zeze. Ama bu durum benim için bir sorun teşkil etmedi.



Filmi izlemek uzun süredir aklımda olsa da her seferinde araya başka filmleri sıkıştırmıştım. Ama artık zamanı gelmişti sanıyorum. İyi ki ertelemeyi bırakıp sonunda izleyebildim. Filmi çok çok beğendim.



Ancak filmin yaklaşık ikinci yarısından itibaren gözyaşlarım sel oldu gitti. Neden, neden, neden?



Beni en çok etkileyen kısım da yazarın kitabını ithaf ettiği kişilerdi. En çok sevdiği ve aynı şekilde ona en çok değer veren iki kardeşinin erken ölümü. Aynı zamanda ona sevgiyi gösteren dostunun ölümü. Film bittikten sonra akan jenerikte de bu kısım aktarılıyordu:

''Ölmüşlere; erkek kardeşim Luis ve kız kardeşim Gloria'yı gözyaşlarımla yad ediyorum. Luis 20 yaşındayken yaşamaktan vazgeçmiştir. Gloria da 24 yaşındayken, hayatın yaşanmaya değer olmadığına karar vermiştir. En derin özlemim altı yaşındayken bana şefkatin anlamını gösteren Manuel Valaderes'edir.''

Mutlaka izleyin. Ama önce kitabını okuyup sonra izleyin derim. Bence pişman olmayacaksınız.



5. Little Miss Sunshine (Küçük Gün Işığım)

Ve bu yazımda bahsedeceğim son film 2007 ABD yapımı komedi-dram türlerinde bir film. Hoover ailesi, birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kişilerden oluşan ve ilişkileri pamuk ipliğine bağlı bir ailedir. Ancak bir gün ailenin en küçük üyesi yedi yaşındaki Olive'in en büyük hayali olan güzellik yarışması Little Miss Sunshine'a katılması için tüm ailenin bir minibüsle yollara düşmesini, bu süreçte birbirlerine yakınlaşmalarını konu alıyor filmimiz. Yani sıcak bir yol komedisi diyebiliriz.



Aslında bu filmle olan hikayem çok çok öncesine dayanıyor. Filmin yukarıdaki fotoğrafta yer alan sahnelerini küçükken izlediğimi ama filmin ismini bir türlü bulamadığımı hatırlıyorum. Bu şekilde beğenip de ismini bilmediğim için tekrar izleyemediğim başka filmler de olmuştur. Ancak filmin bazı repliklerine denk gelmem üzerine, o kaybettiğim filmin bu film  olduğunu geçtiğimiz aylarda anlamıştım. Ve tabii uygun modumu da bulunca filmi izlemem kaçınılmaz oldu.



Filmi baştan sona büyük bir keyifle izledim. Benim için özel olan filmlerden biri oldu diyebilirim. Ama belki izleyenler anımsayacaktır -veya izleyecek olanlara da söylemiş olayım- filmin son kısımlarına bayılmıştım. Sizce de çok içten değil miydi?



Özetle, yine beğendiğim ve önerebileceğim bir film. En azından film arayışında olanlar için hoş bir alternatif olabilir bence.


İçlerinden izledikleriniz veya izlemek istedikleriniz varsa yorum olarak bırakabilirsiniz. Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler :)





14 yorum:

  1. Little Miss Sunshine ve Loving Vincent'ı ben de çok sevdim ve fark ettim ki biz filmler konusunda baya uyuşuyoruz :). Persepolis'i hala izleyememem büyük eksiklik ama kitabını okuyup filmini de izleyebilirim :). Bu da biraz daha bekleyecek demektir :).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet onu ben de fark ettim. Senin sayende şimdi filmlerini severek izlediğim yönetmenler de keşfetmiştim :) Persepolis'i ben de okumadım ama izlemek için de kendimi tutamadım. Güzel bir animasyondu. Yorumun için teşekkür ederim, sevgiyle :)

      Sil
  2. Çoğunu izlemedim maalesef. Loving Vincent dikkatimi çekti, izlemek isterim :) Tanıtımlarınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Loving Vincent'i çok beğenmiştim. Umarım siz de beğeniyle izlersiniz. Şimdiden iyi seyirler :)

      Sil
  3. Ay o Ponyo ne şekerdi ya :)
    Geçen sene izlemiştim , özledim bir ara tekrar izleyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ponyo çok çok güzeldi. İzlemediyseniz Miyazaki'nin diğer animelerini de öneririm. İzlediklerim hepsi çok çok güzeldi :)

      Sil
    2. Neredeyse hepsini izledim maalesef :)
      Sanırım izlemediklerimden sadece "Prenses Mononoke" ve "Rüzgarlı Vadi" kaldı.

      Sil
    3. Ne tesadüf benim de izlemediğim iki filmi :) Hazır şu sıralar boş vaktim varken izlerim belki :)

      Sil
  4. Şeker portakalını izlemek istiyorum. Kitabını okumuştum .Persepolis'i izledim,güzeldi. Diğer filmlere de göz atarım. Teşekkürler ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şeker Portakalı yine ciğerimi dağladı. Siz de beğeneceksiniz gibi hissediyorum, umarım yanılmam. Şimdiden iyi seyirler :)

      Sil
  5. heeeey çok iyi filmler izlemişsin vallahi. ponyo bilmiyom not aldım izliycem. diğerleri çok iyi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senin listelerinin yanında devede kulak bence :) Teşekkür ederim :))

      Sil
  6. Özellikle Vincent hakkında yazdıkların çok iyi hissettirdi. Sebebini bilmediğim bir şekilde Vincent'ı anlayan insanların düşüncelerini öğrenmek iyi hissettiriyor. Kalemine, fikrine, seyir zevkine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle yorumunu gördüğüme o kadar çok sevindim ki. Bunun biraz öncesinde bloğunda yeni bir yazı yayınladığını görmüş ama okuyamamıştım. Bunun üstüne yorumunu görmek iyi hissettirdi. Hatta birazdan yazını okumaya gideceğim. Yazılarını özledim.
      Vincent tanımak isteyeceğim biriydi, biriymiş. Farklı insanları seviyorum. Çünkü hep aynı yöne bakarsak yaşama haksızlık edeceğimizi düşünüyorum. Ama ne yazık ki, farklı pencerelerden bakanlar, daha doğrusu bunu başkalarıyla paylaşanlar bir şekilde hep yargılanıyor. Bazen bazı şeylere değmeyeceğini düşünüyorum bu yüzden. Bazen umutsuzlaşıyorum, bu yüzden. Ama yine de 'yıldızları görebilmeli.' Yıldızlar yitirilen umutları tazeliyor gibi :)
      Sevgiyle :)

      Sil