20 Mayıs 2018 Pazar

Ortak Öykü | Mim


Herkese merhaba. Bu yazımı okuyorsanız muhtemelen ortak öykü etkinliğinden haberdarsınızdır. Ama haberdar değilseniz de dert etmeyin. Etkinliğin içeriğini ve öykünün gelişimini buradan öğrenebilir, hatta kendi hayal gücünüz ve cümlelerinizle siz de devamını getirebilirsiniz. Açıkçası öykünün bu şekilde dallanıp budaklanacağı aklımın ucundan geçmezdi. 
Yeri gelmişken, öykünün seyrini bir hayli değiştiren ve beni de davet eden sevgili İrem'e çok teşekkür ederim. Kucak dolusu sevgiler :)
Onun yazısına ve tabi ki öykünün bir önceki bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. O zaman haydi başlayalım :)


"Merhaba olağanüstülüğün krallığı! Kraliçen olmama hazır mısın?" gözlerimi yumup gecenin serin havasını içime çektim.

''Anneee!''

''Çağın'' 

Boynuma sımsıkı sarılmış kolların arasından yüzümü kaldırıp gecenin karanlığında bize doğru yaklaşan silüete  baktım.

''Çok yaramazlık yapmadı ya Mısra teyzesi.''

''Hiç olur mu annesi? Çok usluydu elma kurdum.''

''Yaaaa, Mısra teyze deme öyle.''

''Ne diyim o zaman, fındık kurdum?''

''Ben çocuk muyum da...''

Çağının sözünü bitirmesine fırsat kalmadan Mısra'nın kahkahaları gecenin sessizliğini doldurdu.

''Tabi canım sen çocuk musun? Benimki de laf işte.''

Tüm neşeli hallerine rağmen Mısra'nın sesinde sabırsızlık seziyordum. Bakışlarını dikkatle yüzümde gezdirmesi gecenin karanlığında dahi fark ediliyordu.

''Haydi bakalım uyku zamanı koca adam. Yarın okul var.''

''Ama ya..''

''Aması falan yok. Ben de Mısra teyzeni geçirip geliyorum. İçeri marş marş!''

Çağın göğüs geçirip isteksizce ''iyi peki'' diyerek ayaklarını sürüye sürüye dış kapıya doğru yol alınca bakışlarımı Mısra'nın yüzüne çevirdim. Ama her ne kadar telaşlı hali devam ediyor olsa da, Mısra tek kelime dahi etmiyordu.

''Evet dinliyorum.''

''Neyi?''

''Mısra, hadi ama iki saattir kıvranıp duruyorsun gözümün önünde. Belli ki söyleyeceğin bir şeyler var. Söyle de rahatla.''

''Peki ama..''

''Ama?''

''Yarın Çağın'ın doğum günü ya..''

''Evet, ne olmuş?''

''Mezarlığa gidecek misiniz?''

''Ben gideceğim.''

''Peki ya o?''

''Bilmiyor.''

''İyi yapmışsın. Bugün çok hevesliydi. Yarın doğum günü partime gelecek misiniz, diye sordu durdu Aslı'ya.''

...

''Irmak iyi misin?''

''Değilim.''

''Canım benim..''

''Mısra teşekkür ederim ama istemiyorum. Çağın beni bekler. Teşekkür ederim, iyi geceler.''

''İyi geceler canım. Ama en ufak bir şeye bile ihtiyacın olursa çekinme. Hem yarın Aslı'yı okula bırakıp yardıma gelirim ben.''

''Çok sağol canım benim. Seni de yoruyoruz böyle kendi dertlerin yetmezmiş gibi.''

''Aman canım ne olacak sanki Irmak. Bütün gün didiniyorsun. Neyse, dediğim gibi ben bir telefon kadar uzaktayım bunu asla unutma.''

''Biliyorum canım, biliyorum.''

Mısra'yı iyi olduğuma zor bela ikna ettikten ve 'dişlerimi fırçalamayacağım işte' diye tutturan 'koca' afacanımı yatağına yatırdıktan sonra mutfağa inip sinirlerimi yatıştırmasını umarak kendime bir bitki çayı hazırlamaya koyuldum. Suyun ısınmasını beklerken aklımdaki düşünceler sanki beynimin her hücresine ayrı ayrı baskı yapıyorlardı. Yine migrenim tutmasa bari diye düşünürken gözüm yerdeki parlaklığa takıldı.

''Ah Çağın kim bilir nasıl yordun Mısra'yı da..''

Yere eğilmemle düşüncelerim adeta bıçak gibi kesildi. Sanki ruhum kesiliyor gibi hissettim desem daha doğru bir tarif bile olabilir. Yerdeki kolyeyi elime alıp doğrulmamla beynimdeki sancıların keskin bir ağrıya dönüşmesi bir oldu.

''Anne..''

''Çağın, korkuttun beni. Sen neden kalktın bakalım?''

''Uyuyamıyorum. Bu gece yanımda kalır mısın anne?''

''Kalırım, kalırım tabi canım. Sen yukarı çık ben ocağı kapatıp geliyorum.''

Ayak seslerinin yavaşça kaybolmasıyla gece eski uğursuz sessizliğine geri döndü. Bu gece yalnız uyumayı ben de istemiyordum. Tüm kapıları ve ışıkları kapattığımdan emin olduktan sonra cebimdeki kolyenin göğsüme oturan yüküyle beraber oğlumun yanına uzandım.

''Anne.''

''Efendim tatlım.''

''Beni de sete götürür müsün?''

''Olmaz, okulun var senin.''

''Haftasonu da olmaz mı?''

''Bak o zaman belki olabilir. Ama şu yoğunluk geçsin de bir.''

''Tamam.''

...

''Anne?''

''Efendim.''

''Seni çok seviyorum.'' 

Bu sözlerin mi, beni sımsıkı saran minik kolların mı beni daha çok duygulandırdığını bilmeden miniğime sarıldım.

''Ben de seni çok ama çok seviyorum canım. Hem de her şeyden çok.''


Daha doğrusu hayatımdaki her şeyim oğlumdu. Yaklaşık 8 yıldır başka birinin hayatını yaşıyor gibi hissediyordum. Belki de bu yüzden sadece amatör olarak uğraştığım ama aşık olduğum sahneden, tiyatrodan televizyon dizileri için setlere geçiş yapmıştım. Başkalarının hayatını daha somut olarak yaşayabilmek için. Belki de başka birisi olabilmek için. Kendimden kaçabilmek için. Ama her ne olursa olsun günün sonunda eski hayatım, bir çift minik kolla vücut bularak beni sıkı sıkı sarıyordu. 
Bunları yaşayacağımı bana, daha doğrusu o toy kıza, birisi söyleseydi; muhtemelen dayanamayacağımı söylerdim. Ama hayatta hep katlanamayacağımızı söylediğimiz şeylerin tam ortasında buluyoruz kendimizi. Ve onlara çok da güzel katlanıyoruz. Ama bu bir çift minik kol benim katlandığım şey değildi. Beni içine düşmemek için çırpındığım karanlıktan koruyan sapasağlam bir halattı. Ama malesef ki beni uçurumun kenarından tamamiyle kurtaramıyordu. 

Cebimdeki gümüş kolyeyi unutmamıştım. Zaten unutmam mümkün de değildi. Çamaşırlara rağmen adeta vücudumu yakıyor, tenimi dağlıyordu. Belki de  verdiği acı bedenimde değil de ruhumdaydı. Ama artık ikisinin ayrımını yapmakta zorlanıyordum.

Yine de tüm bunları zihnimin gerilerinde bir yerlere itmeye çalıştım. Yarın uzun ve yıpratıcı bir gün olacaktı ve çok yorgundum. Zaten çok geçmeden kendimi kabus dolu, rahatsız bir uykuya teslim ettim.

.
.

''Hadi bakalım uykucu bugün büyük gün.''

''Ne?''

''Bugün tam 8 yaşına bastın!''

Çağın ''Ama uykum var anne..'' diyerek yüzünü yastığına geri gömse de onu güç bela kaldırıp da okuluna teslim etmeyi başardım. Bakalım ben günün bundan sonrasını atlatabilmeyi başarabilecek miydim?

.
.
.

''Evet canım şanssızlık diye tam da buna denir. İki saattir yoldayım ve trafik açılacak gibi de gözükmüyor. Üstelik daha mezarlık yolundayım. Çağın'ı okuldan sen alabilir misin?''

''Tabi alırım bu da soru mu? Sen iyi misin peki?''

''Trafik açılırsa iyi olacağım da..''

''Peki o zaman, iyi bakalım görüşürüz.''

''Görüşürüz.''

Telefonu kapatır kapatmaz derin bir nefes aldım. Tabi trafik de adeta bana acıyarak bir anda akmaya başladı. 

''Allah'ım çok şükür sana.''

Ki aksilikler yakamı kolay kolay bırakmazdı, bırakmadı da. Bir sarsıntıyla yerimden hopladım. Arabama çarpıp gaza basan aracın arkasından saydırdıktan sonra çareyi yardım istemekte bularak telefonumu elime aldım.

''Alo Selim.''

''Efendim Irmak.''

''Ya hanzonun biri arabama çarpıp kaçtı da kaporta falan baya içe çöktü. Zaten trafik de ayrı bir sıkıntı beni Çınaraltı Mezarlığı'nın yolundan alabilir misin?''

''Tabi alırım biraz bekle sen.''

''Peki çok sağol.''

''Ne demek.''

Telefonu kapatıp esneyince kaslarımın ne denli gerildiğini anladım. Aslında Selim'e ihtiyacım yoktu ama son birkaç gündür kendimi her zamankinden daha da bir huzursuz hissediyordum. Mezarlığa gelmiştim ama içeri girmeye gücüm yoktu. Zaten çok geçmeden Selim'in arabasıyla ev yoluna koyulmuştuk.

''Çok bekletmedim ya.''

''Yok canım zaten sana da zahmet oldu.''

''Ne zahmeti..''

...

''Irmak?''

''Efendim?''

''İyi misin?''

''Of.''

''Ne oldu?''

''Sadece son günlerde tanıdığım herkes bana bu soruyu sıkça soruyor ve ben bu durumdan oldukça sıkıldım.''

''Peki özür dilerim. Sormadım farz et.''

''Ya Selim kusura bakma. Yani işte çok gerginim ve..''

''Ve?''

''Ve.. Ve 8 yıldan sonra bile ölen kocamın mezarına tek başıma gidemiyorum.''

''Waov!''

''Bunu gerçekten söyledim mi?''

''Fazla bile içinde tuttuğunu düşünüyorum aslında.''

...

''Irmak sen canlandırdığın süper kahramanlardan biri değilsin. Sadece insansın.''

''Öyle miyim dersin?''

''Ve tabi çok güçlü bir kadınsın.''

''Teşekkür ederim.''

''Bunları laf olsun veya iyi hisset diye söylemedim.'' 

''Biliyorum. İşte tam da bu yüzden teşekkür ederim. Gerçekten samimi ve sana acımayan birini yanında hissetmek güzel. Bir de...''

''Evet?''

''Nikah günümüzü bugün herkes partideyken söyleyebiliriz.''

''Acelesi yok Irmak gerçekten.''

''Biliyorum ama söyleyelim işte. Sonra herkesi arayıp da uğraşmaktan iyidir.''

''Sen öyle diyorsan.''

.
.
.

''Anneee!''

''Koca adam!''

Sanırım bu hayatta beni rahatlatan yegane şey bu minik kollardı. Tabi Mısra'nın allak bullak yüzü görüş alanıma girince iki dakikalığına dahi huzur bulamayacağımı anlamıştım.

Sadece dudak hareketlerimle sessizce 'ne oldu?' diye sormama kalmadan Mısra kenara çekildi.

''Kraliçemi çok bekletmedim umarım.''

Sonrasına dair hatırladığım iki şey vardı. Birincisi günlerdir içine düşmemek için debelendiğim karanlığın kolları, ikincisi ise dudaklarımdan dökülen tek bir kelimeydi:

''Alp.''



Biliyorum biraz uzun bir bölüm oldu. Ama kendimi öyle bir kaptırmışım ki, artık hikayeyi bir yerden kesmem gerektiğini anca fark ettim. Aslında size küçük bir itirafta bulunacağım. Buradaki olayların temeli aynı olsa da değişik şekillerde gelişen, daha doğrusu Irmak ve Alp karakterlerine sahip başka bir hikayem vardı. Tabi o hikaye biraz daha fantastikti desek yeridir ama bölümü kısa tutmam gerektiği için olaylar böyle gelişti bu sefer.  Onu yazalı, daha doğrusu yarım bırakalı baya oluyor. İrem'in yazdığı bölümde de Irmak ismini görünce nedensizce o karakterleri kullanmak istedim kendi bölümümde. Ama olaylar farklı gelişti merak etmeyin. İşin büyüsü hala sapasağlam güvende.

Açıkçası davet edeceğim kişiyi bir çeşit kurayla seçtim desem yeridir. O yüzden alınmaca gücenmece yok. Devamını merakla bekliyorum ve Elmas Pırıltıları'nı devamını yazmak için davet ediyorum. Bakalım daha nerelere varacak bu serüven. Umarım bu bölümü sevmişsinizdir. Şimdilik hoşçakalın. Aman diyim beni yorumsuz ve merakta bırakmayın :)





16 yorum:

  1. Hikaye nerelere gidecek açıkçası merak içindeyim. Emeğine sağlık canım😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de merak ediyorum bakalım :) Teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Merhaba öncelikle ellerinize sağlık ve evet yazarken insan kendini kaptırıyor bende de olmuşdu peki öyküye ne oldu şimdi ırmak çağın mısra alp selim çıktı olaylar değişik bir hal aldı gerçekten devamını merak ediyorum 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İrem'in bölümü gerçekten çok kritikti. Böylece yeni bir hikaye başlatmış gibi hissettim kendimi. O yüzden yazması iki kat heyecan vericiydi benim için :)

      Sil
  3. Çok güzel bir bölüm olmuş. Gerçekten olaylar, kişiler bayağı u dönüşü yaptı. Kalemine sağlık. Sevgilerimle:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem de ne dönüş :) Teşekkür ederim, koskocaman sevgilerle :)

      Sil
  4. Irmak ismini dizideki canlandırdığı karakter için kullanmıştım ama adaş olmaları da güzel. :)

    Sonunu çok merakta bıraktırıcı bir şekilde bitirmişsin! ^_^
    Ölen kocası yoksa Alp mi? Alp de yoksa bir hayalet mi? o_o Şakaydı, demek istediğim gerçekten gizem unsurlarıyla bütünleşmiş bir bölümdü! ^_^
    Yazı dilin de her zamanki gibi çok akıcıydı. :) İşin özü gerçekten çok hoş bir bölüm olmuş İlkay, kalemine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım orada yanlış anlaşılma olmuş biraz ama dert değil. Sonuçta Irmak da kendi hayatında olduğu gibi biri değil. Yani kendi hayatında da rol yapıyor gibi algılamıştım ben ama dediğim gibi olsun artık :)

      Ben de Alp'in nasıl biri çıkacağını, kim veya ne olduğunu merakla bekliyorum. Topu fırlattım artık :) Bu arada çok teşekkür ederim, sevgilerimle :)

      Sil
  5. heeey hehe sevdik tabii kiii, ireme de demiştim, ilkay da şimdi yapar denişik bişiler, eh yani öykücüsün tabiii, ay ivit senin eski seri öykün diy mi, ırmak felan, uymuş uymuş, ve irem nasıl şok ettiyse sen de ettin işteeee, neler oldu öyküde, neler varmış meğerseee, öykünün hayatı gerçekten deee öyküymüüüş hehehe. oleeeey süpersin süfer :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Süppeer o zaman :) Beğenmenize çok sevindim :)

      Sil
  6. Çok güzel bir bölüm olmuş gerçekten ellerine emeğine sağlık canım benim merakla ve heyecanla bekliyoruz devamını bakalım bu öykü nasıl bir yol daha alacak 😊👏🌸sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de meraklıyım devamı için. Bu arada çok teşekkür ederim, sevgilerimle :)

      Sil
  7. Siz beni mimleyene kadar ben iş güç öyküyü unutmuşum:( Şİmdi geriye dönük bir başlangıç yapıyor, hepsini okuyor ve kendimi öykümü en kısa zamanda hazırlıyorum. Teşekkür ederim. Sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim. Alp'in kim olduğunu ve yapacağı açıklamayı o kadar merak ediyorum ki :)

      Sil
  8. Öykünün devamı şu an yayında. Okuyabilirsiniz. Bakalım beğenecek misiniz? Çok çok teşekkür ederim. Sevgiler:)

    YanıtlaSil