27 Kasım 2017 Pazartesi

Bazı Düşünceler


Tarih dersi son saatlere geldiğinde genellikle belgesel izliyoruz. Tabi konumuzla alakalı. İzlediğimiz belgeseller de İkinci Dünya Savaşı yıllarıyla ilgili belgeseller. Yeri gelmişken size de izlemenizi öneririm. Bahsettiğim, National Geographic belgeselleri. İsimleri şu an hatırımda değil malesef. Ama gerçekten sorgulayarak izlerseniz yararlı olacağını düşündüğüm belgeseller. 

Belgeselleri izlerken hissettiğim tek şey ürpertiydi. İnsanların nasıl gözlerinin kararabileceğini, nasıl canileşebileceklerini gördüm. Bir insanı öldürme yetkisini yine başka, daha güçlü bir insanın elinde bulundurabileceğini gördüm ve nedense şaşkınlık yerine ürperti hissettim. Aslında bununla ilgili bir hikaye duymuştum. Baştan söyleyeyim ben okumadım birazdan anlatacağım hikayeyi. Ama gerçek veya değil, gerçekten tüyler ürpertici ve aslında insanlığın içinde bulunan ufacık bir gerçeklik bu. Tamam lafı fazla dolandırdım farkındayım, o yüzden aklımda kaldığı kadarıyla anlatıyorum. Belki zaten sizin de bildiğiniz bir hikayedir. Yine İkinci Dünya Savaşı sırasında bir grup deneğin üzerinde işkenceler deneniyor ve bir süre sonra bu grup kontrolden çıkıyor. Yaşayan zombilere dönüyorlar bir nevi. Hatta canileşiyorlar. Canlı canlı, uyuşturulmadan ameliyat olmalarına rağmen, ameliyatı yapan doktorlara gülümsüyorlar ve onlardan korkan doktorlara insanlığın sakladığı gizli yönü olduklarını veya buna benzer bir şeyler söylüyorlar. Dediğim gibi gerçekliğini bilmiyorum. Zaten tam olarak hatırlayamadığım için tam olarak anlatamadım da. Ama net olarak hatırladığım bir şey var ki, o da bu hikayeyi ilk duyduğumda hissettiğim dehşet. Hala daha aynı dehşeti duyumsuyorum hikayeyi hatırladıkça.

İnsanların içinde böyle bir yön olduğuna inanıyorum ben. Belki bu kadar canice olmayabilir veya her insanda bu kadar baskın da olmayabilir ama belki de yetiştirilme tarzından dolayı her insanda güç tutkusu olduğunu düşünüyorum. Evet belki bu ağır bir itham oldu ama öyle. Aslında bahsettiğim güç tutkusu, uygun koşullar altında ortaya çıkıyor. Çocuk hakları günüyle ilgili yazdığım yazımda da bu konuya değinmiştim zaten. (TIK TIK )

Ama kısaca bir özet geçeyim yine de. Küçük çocuklarda bile bu bahsettiğim oluşum var aslında. Kendinden daha küçük başka bir çocukla karşılaşan bir çocukta bile o küçük çocuğu himaye etme isteği oluşuyor. Tabi bu çok masumca bir durum ama bunun çok daha tehlikeli halleri de var. Önemli olan da işin o boyuta varmaması. 

İnsanların dili, dini, ırkı, soyu sopu, cinsiyeti dolayısıyla yargılanmasını ve bu yargılamaya uygun hayat biçilmesini hiçbir zaman anlamadım, hiçbir zaman da anlamayacağım. İnsanın elinde olmayan durumlar yüzünden yargılanması bana mantık dışı geliyor. Bu yüzden de insanın dini, dili veya hayatına dair özel başka durumları beni hiç mi hiç alakadar etmez. Zaten kimseyi alakadar etmemeli de. Beni alakadar eden tek şey bahsi geçen kişinin nasıl bir insan olduğu. Yani iyi bir insan mı, kötü bir insan mı? Aslında işin felsefi boyutuna girmeyi de istemiyorum ama bu iyilik kötülük durumları da göreceli olabilir tabi. Ama şöyle bir gerçek de var ki, bazı davranışların ortası yoktur. Yani ya iyidir ya kötü. Başka açıklaması yoktur. Zaten bunu tam olarak açıklayamıyorum da. Neyse konu nereden nereye geldi değil mi? Ama başta bahsettiğim konuyla bu söylediklerimi bağlayacağım şimdi merak etmeyin.

Başta savaşlardan, masumların ölmesinden (çoğunlukla), güçlü kesimin başı çekmesinden, kandan vahşetten bahsetmiştik. Yüzyıllardır bu durum böyle. Pek değişeceğini de sanmıyorum açıkçası. Çünkü maddi değerlere çok fazla kıymet biçiyor insanlar. Herkes olmasa da hatırı sayılır bir kesim böyle oldukça 'dünya daha iyi bir yer olsa' önermesi de bir hayal olarak kalacak malesef ki. Belki fazla umutsuz bu söylediğim ama durum bana göre böyle.

Keşke savaşlarda o ilk tetiği çeken kişi, namlunun karşısındaki kişinin de yaşayan, hayalleri, sevdikleri, umutları olan başka bir insan olduğunun bilincine varabilse. Bahsettiğim kendini savunan taraftaki kişi değil. O bahsettiğim maddi değerlere odaklanmış olan kişi. Ama bu da başka bir konu. Başka, uzun bir konu.

Bir de şunu fark ettim. Hani hep göğe, yıldızlara bakalım diyorum ya işte onunla ilgili. Kendi kendimizi mahvediyoruz aslında. Veya mahvediyorlar. Hangi kişi ekini kullanmalıyım bilemiyorum. Bahsettiğim şey şu, dün haberleri izlerken bombanın patladığını ve her tarafı dumanların kapladığını gördüm. Ve bomba patlamadan önce düşündüğüm şey gökyüzünün ne kadar güzel olduğuydu. Ama birkaç saniye sonra bomba patladı ve gerçekten de 'BOM!' Ortada güzellik namına bir şey kalmadı. Peki değer miydi? Daha doğrusu değdi mi? Sanırım bu sorunun cevabını pek az kişi düşünüyor. 

Bunları yazma sebebim, sadece yazmak, içimdekileri, düşüncelerimi birileriyle paylaşmak istememdi sanırım. Bu arada dün kadın haklarıyla ilgili bir yazı yazamamıştım. Ama bu konuda da bir hayli doluyum. Sanırım ben pek çok konuda bir hayli doluyum da neyse. Sadece kadına da değil; kadını erkeği, genci, yaşlısı, çocuğu, hayvanı hiç ama hiç fark etmez, kendini güçlü gören bir bireyin kendinden güçsüz gördüğü başka bir birey üzerinde hakimiyet kurması ve bu hırsla karşısındaki kişinin de yaşayan bir varlık olduğunu unutup onun üzerinde gücünü kullanması ve kendini böylece tatmin etmesi fikrine, eylemine, bu konuyla ilgili akla gelebilecek her duruma karşıyım. Ama malesef ki benim veya başkalarının karşı olmasıyla bu şiddet eylemleri durulmuyor, bitmiyor, bitemiyor. Ve sonunda sönmüş bir hayatla, hakimin karşısında pişmanım diyen bir zanlı bırakıyor. Sıfırda bile değiliz aslında. Dünya git gide eksilere düşüyor insanlık konusunda. 

Benim söyleyeceklerim sanırım şimdilik bu kadar. Zaten bence bu kadarla da kalsın şimdilik. Ne yazmışım böyle baksanıza. Her zaman söylüyorum, umarım lafı fazla dolandırıp sizi sıkmıyorumdur. Gerçi yazımı okuyup okumama kararı da size ait. Ama yorumlarınızı görmek beni memnun ediyor.

Şimdilik hoşçakalın. Her şeye rağmen güzel günler dilerim.




6 yorum:

  1. O bahsettiğin deneyleri okumuştum. Hatta korkutucu görseller de vardı ama gerçekler mi bilmiyorum. Çünkü insan denemezdi o görseldekilere

    Bu arada yakın zamanda bir haber okudur. Bir kadın sanatçı "Bana, bedenime istediğiniz herşeyi yapabilirsiniz. Yaptığınız hiçbir şey için sorumlu tutulmayacaksınız" yazılı bir kağıt asıyor boynuna ve beklemeye başlıyor. Geçenler önce çok iyiler ama zaman geçtikçe kadına şiddet uygulamaya ve tacizlere kadar varıyor olay. Bir süre sonra sonlandırmak zorunda kalıyorlar.
    İnsan denen varlık hem çok iyi bir yürek taşıyor için de hem de bir cani

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsettiğiniz olayı ben de okumuştum ve hayret etmiştim. Sanırım insan, gücü elinde bulundurduğunun bilincine vardığında içindeki canavarı bastıramıyor.

      Sil
  2. İnsanın içinde uyuyan bir canavar var sanırım. Bazen uyanır gibi oluyor.Eğer insanlığımızı yitirmemişsek uyumaya devam ediyor. Savaşlar, gözyaşları hiç dinmiyor ve hep olanlar masumlara oluyor maalesef. Bir güç savaşı almış başını gidiyor ve kimse buna dur diyemiyor. Keşke olmasa diyeceğimiz şeyler yaşanıyor ama herşeye rağmen güzel şeyler hayâl edebilmek, bir parça umutlu olabilmek güzel yine de. Sanırım bendeki durum bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bendeki durum da aynı ama bazen pes diyor insan. Özellikle haberleri izlerken içimden sık sık aynı tepkiyi veriyorum: PES! Uç noktası olamaz gibi geliyor bazen ama oluyor. Aslında normal hayatımızda bile durum böyle. Sadece biraz daha hafif versiyonu gibi.

      Sil
  3. mesele tetiği çekende ama asıl mesele çok başka o tetiği ona çektirenlere bakmalıyız önce. Neden , ne için , neyin karşılığı olabilir bir can . belgeseller bakmadım ama aklımda olsun , insan en vahşi hayvan aslında zira insanlık tarihine baktığımızda soy tüketebilen tek varlık insan , neredeyse değdiğimiz yeri kurutmuşuz dünyada , kurutmaya da hızla devam ediyoruz ne yazık ki. Öz yargılarımız da ayrı bir dert ama en büyük derdimiz sahiplik duygusu , paraya , toprağa , madenlere , güce ya da bedenlere sahip olma hırsımız hiç doymuyor ne yazık ki :(

    YanıtlaSil
  4. Ne güzel söylemişsiniz. Bencillik, kibir ve aç gözlülük. Yüzyıllar boyunca insana türlü şeyler yaptıran üçlü. Hep benim olsun, hep benim olsun. Bu uğurda kimin başına ne gelmiş beni ne ilgilendirir değil mi ama? İşte öyle değil. Geçenlerde bir haber okumuştum. Cinsel istismara uğramış genç bir kızın avukatının söyledikleri yüreğime dokunmuştu. Avukat da bir kadındı bu arada. Gerçi hukuk gibi ciddi ve her anlamda ciddi, adil olunması gereken bir alanda onun gibi bir avukatın var olması, hala böyle insanların varlığı beni memnun etti. Şöyle demişti avukat hanım: 'Bir yerde mağdur bir kadın varsa bilsinler ki onların sesi olacak biri var. Daha önce de söylediğim gibi ölümün dili yok ama benim var.' Herkesin bir dili, bir kalbi ve bir beyni var. Kimin nasıl kullandığına değinmeyelim, malesef.

    YanıtlaSil