16 Eylül 2017 Cumartesi

Bakabilmek, Görebilmek, Belki Biraz da Sevebilmek..


"İnsanların arasında da yalnızdır insan."


Bugün Küçük Prens hakkında konuşalım mı? Zaten belki bir çoğunuz kitabı okumuştur. Okumayanlar da elbet ismini duymuştur. Aslında daha öncesinde kitabı bloğumda da yorumlamıştım. (TIK TIK)  O yüzden amacım kitabı yorumlamak değil. Kitabın vermek istediği mesajları, en azından kendi çıkardığım mesajları yorumlamak. Belki de bu konu üzerindeki fikirlerinizi almak.


''En zoru budur. Kendini yargılamak, başkalarını yargılamaktan çok daha zordur. Kendini gerektiği gibi yargılayabilirsen, gerçek bir bilgesin demektir.''


Küçük Prens'in gittiği gezegenlerden birinde zamanını başkalarının övgüsünü arayarak geçiren bir adam yaşıyordu.

Bazen bazı zamanlarda insanların davranışlarını, tutumlarını anlayamıyorum. Bunu nasıl anlatsam? Çok küçük şeyleri elde edebilmek adına başka birinin kalbini veya hayallerini kırmak, veya kendini olduğundan daha iyi göstermek adına türlü cambazlıklar yapıp maskeler takmak.. Ve bunun gibi bir sürü başka anlamlandıramadığım durum. Ama bazıları var ki kendine karşı bile dürüst olamıyor. En önemlisi de dürüstlük. Kimseye olmasa bile kendine dürüst olmalı insan. Kusurlarını bilip ona göre davranmalı. Sanırım şu hayatta katlanamadığım ve katlanamayacağım tek şey kibir. Kibirli insanlardan gerçekten haz etmiyorum. Hem de hiç mi hiç. Zaten bütün diğer 'kusurları' doğuran da kibir bence. Bunun biraz da öz denetim eksikliğinden meydana geldiğini düşünüyorum.


Büyükler sayılara bayılırlar. Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim: onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar. "Sesi nasıl?" demezler örneğin, ya da. "Hangi oyunları sever? Kelebek koleksiyonu var mı?" diye sormazlar. Onun yerine. "Kaç yaşında?" derler. "Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası kaç para kazanıyor?" Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı..


Bir de mutluluğu yanlış yerde arama mevzusu var. Sokaktan rastgele 10 kişiyi çevirseniz ve 'mutlu hissediyor musunuz?' sorusunu sorsanız - atıyorum - yarısı mutsuzdur.  Peki neden? Neden mutsuz olduklarını sorsanız bazılarından belli bir yanıt alamazsanız. Ama bazıları da elde edemedikleri şeyleri sıralarlar. Sanırım elde ettiklerimizin mutluluğunu yaşamak yerine, elde edemediklerimize takılıp kendi kendimizi mutsuzlaştırıyoruz. Tabii haklı sebepleri olanları hesaba katmıyorum. Ama bir de sebepsiz yere mutsuz olanlar var. İşte onlardan biri de benim. En azından kimi zaman için durduk yere kendimi mutsuz hissediyorum. Her şey, herkes bana koskocaman kara delikleri anımsatıyor. Bir an önce her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Peki bunun nedeni ne olabilir? Aslında bunun nedenini tam olarak söylemek güç. Ama bir tahminim var. Hepimiz -belki çoğumuz- zaman zaman kendimizi kötü hissederiz. Bunun nedeni de yine biziz bence. Mutsuzluğumuzun tek sebebi temelde yine kendimiziz. Bazı şeyleri haddinden fazla önemsiyoruz bana kalırsa. Bakın, birinci çoğul kişi olarak anlatıyorum bu durumu. Çünkü her ne kadar ne yapmam gerektiğini bilsem de sanırım işin uygulama kısmına gelince hayatımdaki bazı şeyleri düzenlemem o kadar da kolay olmuyor. Sanırım hiçbir şeyi gözümüzde fazla büyütmemeliyiz. Ne kendimizi, ne de başkalarını.


''Yıldızlar kimin?''
''Ne bileyim ben? Hiç kimsenin.''
''Öyleyse benim. Çünkü bunu ilk akıl eden ben oldum.''


Bir de bencillik mevzusu var. Hepimiz benciliz. Evet evet temelde hepimiz benciliz. Kimimiz masumane bir şekilde, kimimiz de kibrine yenik düşerek. İşte bu yüzden kibri hiç sevmiyorum ya. Ailemizi kıskanır, gözetiriz. Veya sevdiğimiz birini kimseyle -dozunu kaçırmadan- paylaşmak istemeyiz. En çok küçük çocuklar yapar bunu aslında. Veya bazen çok sevdiğimiz kitabımız bile sadece bizim olsun, bize özel kalsın isteyebiliriz. Ama her şeyin bir dozajı var. O sınır aşıldığında tehlike çanları çalıyor demektir. Bence savaşların ve dünyadaki adaletsizliğin temel nedenleri de bunlar. Kibir ve bencillik. Belki biraz da açgözlülük. İhtiyacımızın dışındaki şeylere göz dikmeseydik veya 'hep bana, hep bana' mantığıyla yaşamasaydık belki de dünyadaki adaletsizlik bu raddeye varmazdı. Bir tarafta açlıktan kırılan çocuklar yaşama tutunmaya çalışırken, diğer tarafta bolluğun içinde savrulup kör sağır yaşayan bir kesim olmazdı.
Ama iyi haber: yıldızlar kimsenin tapulu malı değil. Onları gönlünüzce izleyebilirsiniz. Ve size küçük bir sır. Eğer yeterince hayalperestseniz siz de Küçük Prens gibi gökyüzünde süzülebilirsiniz.


"Sizin dünyada insanlar," dedi Küçük Prens,"bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar."
"Bulamıyorlar." dedim.
"Oysa aradıkları tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir."


Şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler :)





12 yorum:

  1. Küçük Prens harika bir kitap. Verdiği mesajlar insanın düşüncelere sevk ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kısa ama dolu dolu bir kitap. Tekrar tekrar okusam da bıkmıyorum :)

      Sil
  2. Küçük prens içinden epeyce ders çıkarılacak bir kitap.Üzerinde düşündüren,sorgulayan bir yanı var. Emeğine sağlık:)

    YanıtlaSil
  3. Ahhh ne güzel geldi tekrar okumak!
    Kaç yaşıma gelirsem geleyim kendimi kötü hissettiğimde açıp okuduğum ve her seferinde bana umut veren bir kitap.
    Çok teşekkürler ihtiyacım olan bir zamanda çok güzel bir tesadüf oldu :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Küçük Prens her ne kadar çocuk kitabı olarak nitelendirilse de, ben onun büyükler için yazılmış bir 'çocuk kitabı' olduğunu düşünüyorum. Aslında her yaşta okunabilir, her yaşta başka başka mesajlar verebilir okuyucusuna. Ayrıca yazımı beğenmenize çok sevindim :)

      Sil
  4. Küçük Prens! Her şeyiyle aşık olduğum kitaplardan biri. Okumaktan bıkmayacağım, okudukça daha çok anlam bulacak bir eser. Emeğine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim :) Gerçekten de sorgulatıcı bir kitap.

      Sil
  5. Son paragraftaki alıntıya bayıldımm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de sevdiğim bir alıntı o :)

      Sil
  6. Çok güzel tahlil etmissin canim. Insaniz iste kusursuz olamiyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olanın kusursuzluk değil de, kusursuz olmadığını kabul etmek gerektiği kanaatindeyim. Pek çok insan bu küçük noktayı gözden çıkarıp bazı hatalara düşüyor. Sanırım bu az veya çok herkes için geçerli. Önemli olan da olabildiğince az olması tabi. Yorumunuz için çok teşekkürler, yazımı beğenmenize sevindim :)

      Sil