31 Temmuz 2018 Salı

Tahminimce Her Şey Var ve Yokların İçinde Saklı


Yapım gereği biraz tez canlıyım sanırım. Ama bunu dışarıdan birinin gözlemlemesi imkansız. Evet iddialı konuşuyorum, imkansız. Direkman olaya giriş yapmaya bayılıyorum. Bir şeyler anlatmaya da. Anlatacaklarım asla bitmiyor gibi. Bakın yine direk konuya daldım. Oysa bu yazıların bir kapısı olmalı değil mi? İnsanları korkutmadan içeri buyur etmeli. Olmadı bir girizgah yapmalı.  Ama yok. Bu sefer havamda değilim.

Aslında bu yazıyı neden yazıyorum bilmiyorum. Belki sohbet ederiz sevgili okuyucu. Edebiliriz değil mi? Bence etmeliyiz. 

Hani demin de dedim ya, hani belki de 'ne oluyoruz' moduna geçtiğin şu harika kapısız girişimde. Bazen bazı şeyleri fazla aceleye getiriyorum. Sanki o aklımdaki şeyi o an somutlaştırmazsam asla yapamayacakmışım gibi. Bu sözcükler için de böyle. Sanırım tam da bu yüzden anlatacaklarım asla bitmiyor ya. Ama konuyu bulandırmaya lüzum yok. Şimdilik.

İşte tam da bu huyum yüzünden bazen bazı şeylerin farkına varamıyorum. Yani üzerinden zaman geçmesi ve benim aydınlanmam gerekiyor. Mesela bu durum kitaplar konusunda da böyleymiş. Belki sizin için de durum böyledir. Özelleştirmeye gerek yok, değil mi? 
Son günlerde çok güzel kitaplar okuyup, harika filmler izledim. Büyük çoğunluğunu Kağıttan Dünyam'ın nüfusuna ekledim zaten. Bazen bloğum da benim gibi karmakarışık olmuş gibime geliyor. Ama karışıklık iyidir. Belki. Bazen.

Kitap okurken sevdiğim yerleri işaretlemeyi alışkanlık haline getirdim. Ama o sevdiğim yerlerin detaylarının farkına üzerinden biraz daha zaman geçtikten sonra vardığımı da fark ettim. Belki de normali budur, ki bence muhtemelen öyle.  
İşte size tam da bu konuda küçük bir örnek vereceğim. Bir alıntıyla :)


 “Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen; bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak yalnızca yıldızları düşünmek gerekir.”

(Bizim Büyük Çaresizliğimiz - Barış Bıçakçı)


Aslına bakarsanız kitabı ayıla bayıla okumamıştım. Favorilerim arasında da değil. Ama bu alıntı... Alıntının güzelliğinin farkına vardınız mı siz de? Ben ilk seferde varamamıştım, varamamışım.

Yıldızları izlemeye küçüklüğümden beri bayılıyorum. Ama ciddi anlamda çok sevmekten bahsediyorum. Yazı sevmemdeki en büyük neden de bu olsa gerek. Ama tabi bu işin biraz romantik tarafı mı desek? Yıldızlar kulağa toz pembe geliyor değil mi? Değil! Aklınızda bir ton endişe varsa, değil. Aklınızda bir ton hayal, umut, hayal kırıklığı, türlü türlü kurgu varsa: Değil. Üzgünüm ama durum böyle. Ki bunu birçok kimsenin bildiğini düşünüyorum. Malesef.
Ama melankolikliğe de lüzum yok. Bu yıl yıldızlarla geç buluştum. En son Ocak ayındaki kanlı ay onları görmemi sağlamıştı. (Kışın da hakkını yememeliymişim aslında.)

Şimdi de geçtiğimiz günlerde yaşanan ay tutulması bir nevi sezonu açmamı sağladı. Az önce sizlerle bir alıntı paylaşmıştım hani. İşte yine tuhaf bir aydınlanma anı sonrasında alıntının anlamını idrak ettim ve aklımdaki her şeyi unutmayı denedim. Sonuçta da bunu başardım. Tabi tam bu noktada küçük bir uyarıda bulunmalıyım: Dediğim şeyi yapabilmek için harika bir sessizlik ve yapay ışıklardan arınma gerekmektedir. Aksi halde etki düzeyinde büyük oranda oynamalar olabilir. 

Sonrasında, yani yıldızlara yıldız gözüyle bakıp da dünyanın ve tabii içinde yaşayan bizlerin küçüklüğünün idrakına vardıktan sonra, aklımda evirip çevirdiğim şeylerin saçmalığının farkına vardım. Ama ben çoğu zaman bir şeylerin farkına varıp kulak ardı ediyorum. O yüzden bunun üzerimdeki etkisi ne derece bilmiyorum. 
Diyeceğim şu ki, aslında başta size doğruyu söylemedim sanırım. Yani 'bu yazıyı neden yazıyorum bilmiyorum' demiştim ya. Aslında biliyorum. Çünkü bu yazıyı yazmayı kendimi sıkıntılı hissettiğim bir anda kendime hedef olarak bellemiştim. Ama tabii aklımdaki yazı bu değildi, muhtemelen. 

Belki size saçma gelmiştir. Belki kişisel. Ama değil, cidden değil. Yani saçmalık kısmını bilemem tabi ama kişisel değil. Çünkü etrafıma baktığımda veya sosyal medyaya veya insanın olduğu çoğu yere, bir çıkmazda olduğumuzu görüyorum. İnsanların derdi ne? Dünya nereye gidiyor polimikleri ayrı konu. O konular şu an değinmek istediğim şeyler değil. Sadece kendimden yola çıkıp tümevarım yapacak olursam şunu söyleyebilirim ki: Yapay ışıkların altında bile olsanız eğer yüzünüzü göğe çevirip bakarsanız, karanlığın ve ışık kirlilğinin içinde dahi yıldızları görebilirsiniz. Yeter ki görmek isteyin. Çünkü görmek istediğinize siz karar verirsiniz. Başkası değil.

Bir yazı yazmayı taa aylar öncesinde tasarlamıştım, doğru. Ama o yazı, bu yazı değildi. Sadece aklımda beliren birkaç cümlenin kaybolmasını istemedim ve ortaya garip, koca bir yazı çıktı.
Bu arada başlık konusu var. Bu konuya da yazımı noktalamadan değinmeliyim. Bunu ben uydurmadım. Bir kitapta geçiyordu ve hoşuma gitti. Yani en azından benim için felsefi bir anlamı yok. Ama bazen bir anlamı olmadığını düşündüğümüz birçok alakasız şeyin aslında anlamlı olabileceğini sonrasında fark ediyoruz. Ve bence başta sadece hoşuma giden ve yazımla alakasız olacağını içten içe düşündüğüm bu cümle, yazımla garip bir uyum sağladı.

Son olarak, yıldızları görebilmeyi asla unutmayın. Ne kadar meşgul olsanız bile :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder