17 Nisan 2018 Salı

Resmin Bütününe Bakabilmek


Küçükken puzzle yapmaya bayılırdım. Bütün o renkli küçük parçaların tek bir çerçeve etrafında bir araya gelmesi, uygun parçaları bulmaya çalışmak, bulamayınca çocukça bir sinir haline kapılmak nedense bir yandan iyi hissettiriyordu. Tabi bir de o puzzle'ı tek başına tamamlamanın verdiği gurur hali de cabası. Bir şeyi başarmanın verdiği haz. Ve daha niceleri.
Gerçi puzzle yapmayı hala severim ama buna pek vaktim olmuyor. Bir de 1000-2000 parçalık puzzle'lar gözümü korkutuyor ama orası ayrı bir konu. Sonuçta yazımda bahsedeceğim konu bu değil, temelde aynı mantıkta olsa da.

Evren her zaman için ilgimi çekmiştir. Uzay, hayat, zaman kavramları. Özellikle son dönemde otobüs ve dolmuş yolculuklarımda -eğer şahsi dertlerimi düşünmüyor ve sıkışık tepişik bir yolculuk yapmıyorsam- bu kavramları düşünüyorum. Bilmiyorum belki size ilginç gelmiştir bu. Ama aslında bu konular da çok geniş ve ilginç konular değil mi? Küçükken, bir hasta olup uyuduğum zamanlar, bir de bu tip sonuca ulaşamadığım konuları düşündüğümde sanki üzerime raflar devriliyormuş gibi kendimi basılmış, sıkışmış hissettiren bir hisse kapılıyordum. Aslında bu hissi tarif etmesi de zor. Galiba insanlar açıklayamadığı şeyleri bu hisse kapılmamak adına geçiştiriyor ve sonuçta sadece önüne bakarak gördüğü alanla kısıtlı kalsa bile ferah ferah yoluna devam ediyor. İşte bu yüzden galiba Bakırköy'deki akıl hastanesinde düşünen adam heykeli var. Bu biraz trajikomik doğrusu. İnsanı gülümsetiyor ama komik olduğu için değil.

Bazen bütün bunların ne kadar garip olduğu hissine kapılıyorum. Yani bütün o çok büyük sandığım dertlerimden bir anlık da olsa sıyrılabildiğimde. Sonra başka olaylarla veya durumlarla karşılaşıyorum ve aslında ne kadar şanslı olduğumun bilincine bir tokat etkisiyle varıyorum. Bu his o kadar şiddetli oluyor ki. Kimse -en azından benim gördüğüm- hayatından memnun değil. Hep daha başarılı olmak, daha güzel olmak, daha zengin olmak, hep dahası olmak. Daha, daha, daha... 

Hep olmadığımız birinin hayalini düşlüyoruz. Sanki olduğumuz kişinin üzerine bir şeyler ekleyemezmişiz gibi. Bitmiş bir inşaatın üzerine başka katlar çıkılamaz mı? Daha doğrusu o inşaatın bittiğine kim karar veriyor? Puzzle yaparken bile aslında başlarda bize doğru gelen bir yere yerleştirdiğimiz bir parçanın doğru parçayı bulduğumuzda  yanlış yerde olduğunu fark etmemiz üzerine o iki parçayı çabucak yer değiştiremiyor muyuz? O zaman neden hata yapmaktan bu kadar korkuyoruz? Yani hata yaptığımızda doğru olanı keşfedince yanlış parçayla doğru parçayı yer değiştirmek çok zor mu? 

Dün uzun zamandan beri ilk kez haberleri izledim. Aslında haber izlemeyi severim. İçimi kararttıkları doğru ama izlemek bir anlamda iyi diye düşünüyorum. Neyse, hayattan olan haberlerin birinde Karadeniz'de yaşayan birisi babasının -sanırım- bir de dedesinin evlerinin üzerine -toplamda 2 ev- bir ev daha dikmiş. Gayet ciddiyim. Yani yaylada üç tane baya çatılı, bitmiş evlerin üst üste olduğunu düşünün. Çok güzel bir fikir değil mi? Tabi inşaatın sağlam olması gerekli. Aynı bizim içimizde yapacağımız inşaat gibi. Yoksa ev temelden yıkılınca geriye bir enkazdan başka hiçbir şey kalmaz.

Bazı şeyleri metaforlar halinde anlatmayı seviyorum. Sanırım bu uçsuz bucaksız hayal gücümden ileri geliyor. Bazı şeyleri farklı görmeye çalışmak. Farklı anlamlar çıkarmak, çıkarabilmek bence güzel. Bence hayalperestlik çocukluk dönemiyle sınırlı kalmamalı. Hayal etmeden gerçeğe ulaşabilir miyiz? Hayat bir deniz gibi. Hatta ne denizi okyanus gibi. Kimi zaman fırtınalar, tsunamiler çıksa da, aslında masmavi uçsuz bucaksız bir deniz. Her ne kadar melankolik, hatta yer yer karamsar bir insan olsam da sanırım biraz da büyüdükçe tüm bu karamsarlığımın ve düşüncelerimin totalinde iyimser bir insan olduğumu söyleyebilirim. Evet biliyorum karışık bir cümle oldu. Ve evet şunu da biliyorum ki, benden size ne değil mi? Doğru. Ama bu bir iç boşaltma yazısı ve bir şeyleri dolaylı yoldan anlatmayı seviyorum. Zaten aksini de pek başaramıyorum.

Aslında yazmak istediğim konu bu değildi. Ben sizinle evrenin uçsuz bucaksızlığı üzerinden konuşmak istiyordum. Ama muhtemelen o zamanki yazacaklarımla şimdi yazdıklarım aynı kapıya çıkıp aynı şekilde sonlanacaktı. O yüzden o da başka yazılarda yazılır belki.

Ve son olarak birkaç şey fark ettim. Daha doğrusu fark ettim değil de, fark ettiğim şeylerin farkına vardım. O da şu ki: Evren bir basket topu, dünya da bir pinpon topuysa biz ancak o pinpon topunun üzerindeki bir toz zerresi olabiliyoruz. Tabi biraz uçuk boyutlarda bir benzetme oldu bu ama teşbihte hata olmaz derler. Şunu da unutmayalım ki, bir toz zerresi küçük olsa da aslında o büyük puzzle'daki tek bir boşluğu çok güzel doldurabilir. 

Bu videoyu izlemenizi de tavsiye ederim. Son paragrafı yazmamdaki ilhamım bu video oldu diyebilirim.

Şimdilik hoşçakalın. Kendinize çok iyi bakın :)




16 yorum:

  1. Evren konusu zaten apayrı ve gerçekten üzerinde çok uzun konuşulabilecek bir konu. Bizim bu koskoca ve milyarlarca galaksi barındıran evrende küçücük bir yer kaplamamız ve yine de hayatlarımızda bu kadar birşeyleri ciddiye almamız, yaşadığımız bazı kötü olayların üzerinde durmamız yersiz geliyor bana. Mümkün olduğunca yaşadığımız anın keyfini çıkarmalı ve geriye bakmamalıyız diye düşünüyorum. Böylelikle mutsuz olmuş olmayız. Güzel bir yazı olmuş, sevgiler. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazen bazı olaylar karşısında bu tavrımı koruyamasam da bu doğru, yani yaşadığımız anın keyfini çıkarmalıyız bence de. Çünkü zaman öyle bir şey ki akıp gidiyor. Geriye pek bir şey kalmıyor doğrusu. Bir an oradasın bir an burada. Önemli olan olduğun yerde gerçekten olmayı istemektir belki de. Beğenmenize çok sevindim, sevgiler :)

      Sil
  2. Videonun 5:10 ncu dakikasından itibaren söylenenler ne kadar kalbe dokunuyor. Toz zerresi olma fikrini sıksık düşünmek ve uygulamak gerek. Zira egonun uyumla hiç alakası yok, bertaraf edilmeli her an. Eline sağlık sevgili İlkay, manalı bir yazıydı, sorgulamak gerek her daim. <3 :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kısmı ben de beğenmiştim. Herkes kendini büyük bir çöl gibi görüyor ama aslında o büyük çöldeki kum tanelerinden başka bir şey değiliz. Ve şu da var ki, o kum taneleri ancak bir araya gelirse çölü oluşturabilir. Ama günümüzde bunlar pek mühim değil sanırım. Yazımı beğenmenize çok sevindim, sevgiler :)

      Sil
  3. heeey ortak öykü yazımına sen de katılsana yaaaa hadiiiii, berline gidip ben de yazcam deeeee, öykünün bütününe bakarsın işteee kikiki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem belki bakarım :) O etkinliği sevmiştim :)

      Sil
    2. tamam bak adını ekletiyorum şimdi, öykü yazacaklar listesinee, ayrıca, benim blogda bak var şimdiye dek yazılan birkaç bölüm işteee. sen mimlendiğini göremezsen bildiririm sanaaa been :)

      Sil
    3. Çok iyi olur çünkü yazıları düzenli olarak takip edemeyebilirim ki muhtemelen edemeyeceğim. Bu arada teşekkür ederim :)

      Sil
  4. ooo derin düşünceler bunlar , bir hay huy içine kapılıp gitmek kolay geliyor bizlere durup düşünmek çok zor ... bir de puzzle ne güzel şeydir ya çok severdim 3 yıldır elime almadım ama yerim dar :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de puzzle yapmıyorum artık. Oysa ne zevkliydi :(

      Sil
  5. Evrenin büyüklüğünü karşısında kendi küçüklüğümüzü unutmak için kendimizi bu evlere kapıyoruz gibi bir replik vardı dün izlediğim oyunda. Çok doğru değil mi? Çoğu zaman genele bakmayı unutup, merkezimizin dışına çıkmıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok anlamlıymış. Sanırım her şerde bir hayır vardır sözünün temeli de buraya dayanıyor. Yani biz resimdeki bozuk noktaya bakarken aslında o bozuk noktanın belki de o resimdeki en önemli nokta olabileceği fikrini aklımıza dahi getirmiyoruz. Senin sık sık oyun izlemene birazcık imreniyorum. Ben de istiyorum :))

      Sil
  6. Puzzle yapmayı bende severdim ama büyük puzzle parçalarını bende pek sevmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben her türlüsünü severdim. Ama sanırım hayatın karmaşası önce büyük parçaların yerini küçük parçalara bıraktı. Sonra da küçük parçaların yerini formunu kaybetmiş bozuk parçalara. Sanırım o yüzden artık puzzle yapmak o kadar da zevkli değil. Veya böyle bir şeyler :)

      Sil
  7. Ne kadar anlamlı ve düşündürücü bir yazı olmuş. Kalemine sağlık.:) Ayrıca video da ilham verecek kadar güzel. Paylaşım için teşekkürler:)

    YanıtlaSil