20 Aralık 2017 Çarşamba

Kafkaokur | Mart - Nisan 2017


Herkese merhaba :) Aslına bakarsanız az sonra bahsedeceğim Kafkaokur dergisinin sayısı bu aya ait değil. Zaten bu ay çıkan dergiyi de kendimce daha öncesinde yorumlamıştım. TIK TIK!
Derginin bu sayısı hakkında yazı yazmamın tek sebebiyse Didem Madak. Zaten başka sebebe  de gerek yok bence.



Belki siz de biliyorsunuzdur, Didem Madak'ı gerçekten çok seviyorum. Şiirlerini seviyorum orası ayrı ama bundan da öte, o şiirleri yazan kadını seviyorum galiba ben. Hem öyle içli, hem de öyle naif nasıl olabilir bir insan? Birbirinden farklı pek çok duyguyu nasıl tek bir bünyede barındırabilir? Ama en önemlisi acıyı da, hüznü de aynı derinlikte aynı şiirin içinde nasıl bu şekilde aktarabilir? Hayran olmamak elde değil.



Aslına bakarsanız onun hayatını ince ince yazmak istemiyorum şu an. Ama siz okumak istiyorsanız bu yazıma buyurun. 
Biz bunu daha öncesinde bir arkadaşımla konuşmuştuk aslında. Zaten şu an dergiyi bana ödünç veren de aynı arkadaşım. Neyse konuştuğumuz konu şuydu ki, her ne kadar onun yaşadıklarından belki de daha fazlasını yaşayan ama daha az etkilenen insanlar olsa da bunun neye göre veya kime göre değerlendirileceği de muallak olmakla beraber onun naif biri olduğu sonucuna ulaşmıştık. Sanırım Didem Madak'ı kendime benzetiyorum. Yani ruh halini. Tabi onun gibi yazabileceğim sanmıyorum. Derginin içinde de geçiyor birazdan söyleyeceklerim. Bir cadı olduğunu ve büyüsüyle yani şiiriyle acıyı kendinden uzaklaştırdığını söylüyor Didem Madak. Ayrıca ''benim şiirim hep acemi kalacak'' diyebilecek kadar da alçakgönüllü bir insanmış kendisi. Ve şiiriyle ilgili söylediği çok beğendiğim başka bir sözü daha var.

''Benim şiirimi şiir yapan şey hatalarım, kusurlarım ve beceriksizliğimdir. Saman alevi gibi parlayıp sönen imgelerdir. Okuduklarında şöyle düşünecekler: Bu şiir değil ama nedense yine de şiir.''

Sanki küçük tatlı bir cadı gibi. İçinde küçücük tatlı bir cadı saklayan ve onu ancak şiirleriyle ortaya çıkaran çok güçlü bir kadın kendisi.


''Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kağıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz, 
Limanı olanın aşkı olmaz ki Bayım!''


Bu şiirini yazış hikayesi de çok hoşuma gitti. Aslında öncesinde arkadaşımdan dinlemiştim bu hikayeyi ama okumak ve yeniden anımsamak güzeldi. Size de anlatmak istiyorum.

Bir gün Didem Madak şair ve avukat olan bir adamla internet ortamında tanışır. Sonra bir kafede buluşur bu ikili. Günün sonunda adam, Didem Madak'tan o günle ilgili bir şiir yazmalarını ister. İkinci buluşmalarında genç adam şiirini okur. Yazdığı şiir buluştukları o günü, mekanı, çevredeki insanları anlatır. Sıra Didem Madak'a gelir ve ''Siz Aşktan Ne Anlarsınız Bayım?'' diyerek başlar yazdığı şiiri okumaya. Sizce de çok havalı değil mi? :)

Ve tabiki dergide daha başka yazılar da vardı. Aslında hoşuma giden yazılar da vardı var olmasına ama odak noktam Didem Madak'tı. Dergiyi okulda okudum ve içime akan gözyaşlarım hafif hafif dışıma da taştı. En azından gözlerim doldu ve tehlikeyi sezince hareketli müzikler dinleyip durumu kontrol altına almayı başardım. Yetmedi başka bir arkadaşımı daha ağlatacaktım. Ama sonuçta herkes iyi şu anda :) 

Derginin ocak sayısında kim yer alacak merak ediyorum. Bu arada ocakta doğum günüm var. Bunu neden söyledim onu da bilmiyorum ama sadece, günlerin bu denli hızlı akıp gitmesi ürkütücü. Çok çok çoook hızlı akıp gidiyor zaman. Eskiden anneannemlerin mahallesinde oturan benden büyük arkadaşlarım var diye büyümek isterdim. Bir iki yaş, çok değil. Ama istesem de istemesem de geçti gitti o zamanlar. Ben de yaşlanmış gibi konuşuyorum bakmayın bana. Ama sanki eskiden daha güzeldi her şey. Sadece büyük veya küçük olmaktan da bahsetmiyorum. Belki biraz dramatik, belki de biraz klişe kaçacak ama o zamanlar sanki dünya daha güzeldi. Veya ben daha güzel bakıyordum. Ama en önemlisi insanın etrafında değer verdiği ve değer gördüğü insanların yer alması. Diğer her şey de, herkes de gelip geçici. Tıpkı bir tiyatro oyununda ana olayın etrafında değişip duran yan karakterler ve dekorlar gibi. Niye böyle bir son yazdım yazıma inanın bilmiyorum. Biraz istemsizce gelişti aslında.

Neyse, şimdilik hoşçakalın. Musmutlu, güzel günler dilerim :)






4 yorum:

  1. Kafka Okur'u seviyorum. Güzel bir sayıyı okumuşsun. Bu arada doğum günün biraz erken olacak ama şimdiden kutlu olsun.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kafkaokur güzel bir dergi gerçekten. Keşke daha önceden alıp okusaydım diyorum ama olsun :) Ayrıca çok teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Şiir sevmem pek ama Didem Madak'ın en azından bir kitabını okuyacağım. Senden ve takip ettiğim birkaç blogdan o kadar övgü dolu yorumlar okuyorum ki merak ettim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir işe beklentiyle yaklaşmak iyi olmuyor ama yine de söylemezsem içimde kalacak. Ben de şiiri pek sevmezdim taki Didem Madak şiirleriyle karşılaşana kadar. Umarım sen de seversin Şule abla :)

      Sil