29 Mayıs 2017 Pazartesi

Pabucumun Ajanı #1 | Kitap Yorumu


Herkese merhaba :)  Kitabı geçtiğimiz kitap fuarından kardeşim almıştı. Daha doğrusu benim yoğun ısrarlarım sonucu almak zorunda kalmıştı ama olsun o benim canım ve kardeşler bu günler içindir. Aman neyse, ne saçmalıyorsam artık. 
Aslında kitaptan pek bir beklentim yoktu. Evet, fazlasıyla sevilen ve okur kitlesine sahip bir kitap ama nedensizce kitabı beğenmeyeceğimi düşünüyordum. Tam da düşündüğüm gibi klişe ötesi, tam da nefret ettiğim tipte sert görünümlü ama pamuk kalpli yakışıklı erkek baş karaktere sahip ve o baş karaktere aşık ortalama bir kızın olduğu bir kitaptı. Ama ne hikmetse kitabı beğendim. Hatta baya bir beğendim kitabı. Deniz öyle tatlı, öyle komik bir kız ki, kitabı sevmediğim tek bir an olmadı. Tabii arada sinir olmadım da değil ama öyle durumlarda da başka karakterler devreye girdi. Mesela Mert gibi. O konuya da birazdan değineceğim merak etmeyin. Daha önce bu kadar çok güldüğüm başka bir kitap hatırlamıyorum.



Her şey ana karakter kızımız olan Deniz'in kol düğmesinin kopması ve böylece işsizlik lanetinin başlamasıyla başlıyor. 6 ay boyunca işsizlikle mücadele etmesi ve parasının suyunun iyice çekmesi üzerine Deniz'in canına tak ediyor ve CV'sini patronlara hakaretler yazarak değiştiriyor. Sonrasında gördüğü ilk şirkete girip bu CV'yi veriyor. Ama olaylar beklemediği şekilde gelişince, Deniz işe kabul ediliyor. Ancak şu an için ortadaki tek engel CV'si. Tabii, sonradan başına geleceklerin yanında bu hiçbir şey.


İşini bitirdikten sonra bana döndü. Yüzünde 'ben Uranüslüyüm' bakışı, duruşunda İngiliz Kraliyet ailesine mensupmuş gibi asalet vardı. 12. Uranüs Dükü Sör Tuna Üstüner...


Kitabın klişenin de klişesi olduğunu başta söylemiştim. Ve ben bu klişelerden normal şartlarda hiç haz etmiyorum artık. Ama bu klişeleri nedensizce bu kitapta sevdim.

Peki bu klişeler ne? Haydi, hep beraber sayalım.
Varan biirr! Ana karakter çocuğumuz. Boylu poslu, yeşil gözlü, mankenlik ajansından çıkma bir delikanlı. Tabii tüm bu yakışıklılığının yanında tam bir odun. Her şeyi ben bilirim havalarında, burnu kaf dağında, ana karakter kızımıza kesinlikle kaba davranan ama özünde iyi biri. Hatta çok iyi biri. Bütün suç çocukluğunda yaşadıklarında. Hah!

Varan ikii! Ana karakter kızımız. Ortalama güzellikte, biraz sakar ve bahsi geçen asıl oğlana ilk görüşten itibaren tutkun. Böyle aşk olmaz olsun. -,-

Varan üçç! Asıl oğlanımızın da kıza karşı hislerinin olmasının yanında, bu hisleri inatla reddetmesi ve asıl kızımızı durmadan aşağılaması. Ama her ne hikmetse, bütün bu aşağılamalara rağmen asıl kızımızın gözüne perde inmesi ve asıl oğlandan bir türlü vazgeçmemesi. İşte en nefret ettiğim de bu. Kızım az biraz gururun olsun. Değil mi ama? Valla ben iki dakika daha durmazdım o çocuğun yanında. Ama kitap işte, ne yaparsın?


İsviçreli bilim adamları üzerimde her türlü 'hayat fiyaskosu' deneylerini rahatlıkla yapabilirlerdi.


Ama bütün bunlara rağmen, çünkü kitabı sevmemiş gibi göründüm, kitabı sevdim. Çünkü bütün bu klişeleri kapsayan diğer kitaplardan farklıydı. Bir kere karakterlerde çok fazla kendimden bir şeyler buldum. Belki de onları kurtaran içtenlikleri oldu, bilemiyorum. Her ne kadar bazı davranışlarını tasvip etmesem de Deniz'de de kendimden çok fazla şey buldum. Bir kere ikimizin de iç sesi senfoni orkestrası gibi mübarek.


Deniz aşina olduğu ‘dıttt dıttt’ sesini işitirken adamın ne demek istediğini çıkaramadı. İyimser bir yorumla şımarıkça gülümsedi. Sonra keyifle Mert’e dönerek
“Sizi bekliyor,” dedi.
“Teşekkürler, Deniz Hanım. Çok incesiniz!”
“Hadi ama elli beş kiloyum, nerem ince?”


Ama her nedense Tuna'yı sevemedim. Olmadı işte bir türlü. Nefret de etmedim ama.. Ama işte. Benim asıl sevdiğim onun arkadaşı Mert'ti. Valla Tuna'sıymış, Hakan'ıymış, hatta Ahmet'iymiş hepsi vız gelir tırıs gider. Mert bir başka. Gerçekten başka benim için. Böyle deli dolu, tam mıncırmalık. Sanırım takıntılı olduğum karakterlere bir yenisi daha eklendi. Haydi hayırlı olsun.

Dediğim gibi kitabı sevdim. Çok kısa bir sürede de bitirdim zaten. Neredeyse bir günde bitti kitap. Yok mu bir alkış? Zaten okuması da kolaydı kitabı. Eğer hala okumadıysanız ve böyle çerezlik kitaplara üvey evlat muamelesi yapmıyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı, güzel günler. :)








8 yorum:

  1. Okuduğuma pişman olduğum kitaplardan biriydi. 2. iyice tiksinmiştim. Özellikle Deniz, kitapta baya ağır küfürler etmiştim ona da Tuna denen çakma alfaya da. Okur okumaz ilk iş hemen çöpü boylaması oldu, söylediğim 2. kitap için geçerli. İlkini başkasına vermiştim.

    Fakat Mert konusunda %100 katılıyorum. Kitabı çekilir kılan tek şey Mert-Yasemin ikilisiydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2. kitabını okumadım, muhtemelen okumayacağım da. Gerçi ikinci kitapta Mert'i daha çok görüyoruz sanırım ama yine de okumayacağım :D Kitabı sevdim ama Tuna'yı sevmedim. Belki de bu aralar tam da böyle bir kitap okumaya ihtiyacım olduğundan bu kadar sevmişimdir bilemiyorum ama güzeldi ya. Sadece Tuna'nın Deniz'e 'mal' gibi davrandığı ve Deniz'in de bunu sineye çektiği kısımlar beni çıldırttı.

      Sil
  2. Ben de millet övgüyle bahsedince almıştım kitabı. Bu aralar beni güldürecek bir kitap güzel olur. Hazır öğrenciler de okula gelmiyorken bu kitabı okulda okurum :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ara baya popülerdi gerçekten de. Ben de o yüzden okumamıştım sanırım. Beklentisiz başlanıldığında beğenilebiliyor. Bakınız şekil A'da görüldüğü gibi :)

      Sil
  3. Arada çerezlik, güldüren kitaplara da ihtiyacımız var :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onları abur cubur gibi görüyorum ben. Arada kaçamak yapmak iyi oluyor :D

      Sil
  4. Asude vb yazarlara karşı biraz ön yargılıyım nedenini bilmiyorum ama... Emeğine saplık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası ben de beklentisiz başlıyorum böyle kitaplara. Ama ara sıra kafa dağıtmak amacıyla okuyorum ^^

      Sil