25 Kasım 2016 Cuma

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat | Kitap Yorumu

Herkese merhaba.:)
Bu ay gerçekten de doğru düzgün kitap okuyamadım. Ama uzun bir okuyamama döneminin, daha doğrusu okumaya fırsat bulamama döneminin ardında bugün, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'e başladım ve kısa bir süre içinde de kitabı bitirdim. Zaten bloğumu takip ediyorsanız, Stefan Zweig kitaplarını ne kadar çok sevdiğimi biliyorsunuzdur. Bu yazarın kitaplarıyla henüz tanışmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz, benden söylemesi. 
Bu kitabı okurken hissettiğim duyguların benzerini Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okurken de yaşamıştım. O da çok güzel ve benim de çok sevdiğim bir kitaptır bu arada. ( Yorum için TIK TIK Stefan Zweig'ın bir erkek olarak kadınların iç dünyasını bu raddede özümsemesi beni ona hayran bırakıyor gerçekten de. Keşke her erkek bu şekilde empati kurabilse. Gerçi insanlar daha birbirleri arasında uyum sağlayamazken işi bir tık daha özelleştirmek de anlamsız gibi ama bu konuya değinmiyoruz. Çünkü şu an sadece bu güzel kitabın yorumuna odaklanmak istiyorum.


Kitabımız küçük bir pansiyonda yaşanan, toplum tarafından utanç verici olarak tanımlanan bir olayla başlıyor. Evli ve çocuklu bir bayanın, yakışıklı bir gençle beraber kaçması pansiyon sakinleri arasında fikir çatışmasına yol açıyor. Hikayemizin anlatıcısı olan beyefendi, olay hakkında yorum yapan diğer insanların aksine, kadının tutkusuna yenik düşmesini ayıplamıyor, hatta hayranlık uyandırıcı buluyor. Bu düşünceleri nedeniyle de eleştiriliyor. Tam bu noktada da 67 yaşında, naif bir hanımefendinin ilgisini çekiyor düşünceleriyle. Daha sonrasında bu hanım, düşüncelerini kendine yakın gördüğü bu beye 20 yılı aşkın süre öncesinde başına gelen bir olayı anlatıyor. Kitabımızın asıl hikayesi de bu hanımın yaşadıkları zaten. 


'' İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.Duyumlarını uyaracak ölçüde yakınlarında gerçekleşmeyen bir olaya ilgi göstermek pek içlerinden gelmez; ama aynı şey gözlerinin önünde, doğrudan duygularına dokunma mesafesinde gerçekleşirse, bu olay önemsiz bile olsa, hemen aşırı bir duyarlılık gösterirler. Böylelikle normalde nadiren görülen tepkilerini ölçüsüz ve abartılı denebilecek bir sertlikle telafi etmiş olurlar.''


Kitabı severek ve bir çırpıda okudum. Bir sonraki sayfada neler olacağını merak ederek, hevesle çevirdim sayfaları. Zaten 71 sayfa, kısacık bir kitap. Ama etkisi, diğer Zweig kitapları gibi, gerçekten büyük oldu üstümde. Psikolojik tahlilleri yine çok sevdim. İnsanın tutkularına yenik düşmesi ve önüne çıkan ikilemlerde kendini buhranlarına bırakmayı yeğlemesi sinirimi bozdu. 
Zweig'ın diğer kitaplarını da olduğu gibi, bu kitabını da okumanızı tavsiye ederim. Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı, güzel günler. :)







6 yorum:

  1. Yazarın bir kitabını okudum ve çok sevdim. Diğer kitaplarını da ilk fırsatta okumak istiyorum. :) Sıradaki bu kitabı olur belki de.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi kitabı olduğu hiç fark etmez ama mutlaka Zweig kitaplarından okumalısın. İnsan elinden bırakamıyor. Ama bu kitabı da içlerinde en sevdiklerimden biri oldu ^^

      Sil
  2. Ya ben bu kitabı çok istiyorum da henüz alıp okuyamadım, okuyanları gördükçe kıskanıyorum. :D
    Zweig bir başka ya, mükemmel yazıyor. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En kısa zamanda okumalısın o zaman. Ben çok severek okudum ^^

      Sil
  3. Zweig'in Korku kitabını da okumalısın. Orada da olaylar baş kadın karakterin ağzından anlatılıyor ve erkek yazarın bir kadını bu kadar iyi gözlemlemesi insanı hayran bırakıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onu da geçtiğimiz yaz okumuştum ve yine çok beğenmiştim :)

      Sil