12 Ekim 2016 Çarşamba

Albaya Mektup Yok | Kitap Yorumu


Herkese merhaba.:)
Bildiğiniz üzere geçtiğimiz aylarda Marquez'in tüm eserlerini okuma kararı almıştım. Albaya Mektup Yok, Marquez'den okuduğum ikinci kitap oldu. (Tabi Yüzyıllık Yalnızlık'ı saymazsak, ona da baştan başlayacağım.) Marquez'e boşuna 'büyülü gerçeklik' ustası demiyorlar. Eserlerinde hayatın içinden konuları kendine özgü adeta büyülü üslubuyla okuyucuya öyle bir aktarıyor ki, sanki kitabın içine giriyorsunuz, kitabı okurken aynı zamanda  olayları bir filmişçesine adeta izliyorsunuz. Albaya Mektup Yok, yazarın diğer kitaplarına oranla daha hafif bir dile sahip. Yani kitaba adapte olmakta çok zorluk çekilmiyor. Bu anlamda, Albaya Mektup Yok Marquez kitaplarını benim gibi yeni yeni okumaya başlayanlar için ideal bir seçim. Zaten kısacık, tadını damağınızda bırakacak bir kitap.





''Umut karın doyurmaz'' dedi kadın.
''Karın doyurmaz ama insanı ayakta tutar'' diye yanıtladı albay.


Öykümüz, insan hayatına pek de değer verilmediği dönemlerde, Bin Günlük Savaş sırasında Kolombiya'da geçiyor. Ana karakterimiz, 15 yıldır bıkmadan usanmadan, hala büyük bir inançla emekli maaşını bekleyen  bir albay. Oğlunu da kaybetmiş olan bu emekli albay, karısıyla beraber geçim mücadelesi veriyor. Durumları çok kötü. Doğru düzgün yiyecek yemekleri bile yok bu karı kocanın. Bir de üstüne oğullarından onlara yadigar kalmış tek şey olan horozu beslemeye çalışıyorlar.  Hatta geçinmek için yavaş yavaş ellerindeki eşyaları satmaya başlıyorlar ama zamanla değerli eşyaları (!) da kalmıyor. Albay başkalarından yardım istemeyi de kabul etmiyor. Karısı da bakmakta güçlük çektikleri horozu satması için kocasına baskı yapıyor. Ancak albay çok gururlu biri. Bu yola başvurmayı pek de istemiyor. Daha sonra oğlunun arkadaşları albaya, horozu kavgaya sokmasını öneriyor. Hem geçim mücadelesi, hem toplum yapısı, bir de üstüne yaşlılık sıkıntısı eklenince bırakın albay amcayı okurken ben bile daraldım yeminle. Kitabımızın sonu aynı hayat gibi akışı bozmadan, belli bir sonuca varmadan bitiyor.

Kitap yazıldığı dönemde, diğer pek çok Marquez kitabı gibi sansürlenmiş. Ancak bu duruma şaşmamak gerek. Marquez, gerçekleri eserlerinde öyle bir şekilde okurla buruşturuyor ki, insan kitabı okurken sanki bir aynadan kendine bakıyormuş gibi hissediyor.

Kitabı çok severek, kısa sürede bitirdim. Marquez kitaplarını okumaya ne olursunuz bir yerden başlayın. Emin olun pişman olmayacaksınız. Ben tam gaz devam etmeyi planlıyorum. Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı, güzel günler. :)








4 yorum:

  1. Senden görünce Marquez daha çok okumak istiyorum ya, Kırmızı Pazartesi aldım ama Kasım listemde. Öne mi çeksem? ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence şu sıralar zamanın varsa hemen başlayabilirsin. Abartmıyorum, kitabı ilk aldığımda sadece göz gezdirmek amaçlı elime almış ve ilk paragrafını okumuştum. Sonrasında da zaten kitap yarılanmıştı. Marquez'in üslubuyla bir kez tanıştın mı, mümkünatı yok bir daha ardını bırakamıyorsun :)

      Sil
  2. yazardan sadece benim hüzünlü orospularım ı okumuştum, ama bir şey kalmamış aklımda:/ bunun konusu da güzelmiş ama önce yüzyıllık yalnızlığı okumak istiyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kırmızı Pazartesi'yi de kesinlikle öneririm. Hatta hepsinden önce onu da okuyabilirsiniz bence :))

      Sil