1 Eylül 2016 Perşembe

Akıl Oyunları | Film Yorumu #19

Herkese merhaba.:)
Sonbaharın ilk gününde harika bir filmin yorumuyla karşınızdayım. Akıl Oyunları, namını uzun zamandır duyduğum, herkesin beğenisini kazanmış ve benim de izlemeyi çok istediğim bir filmdi. Filmle ilgili tek bildiğim şizofreni teması üzerine kurulu olduğuydu. Böyle psikolojik hastalıklar her zaman ilgimi çekmiştir zaten. Ben de kalan son boş zamanlarımı değerlendirmek adına artık filmi izlemeye karar verdim. Ancak filmi izlemeye başlarken gerçek bir hayat hikayesinin sahneye aktarıldığından haberdar değildim. Sonrasında bu yaşananların gerçek hayattan alıntı olduğunu, filmin biyografi tarzında bir film olduğunu öğrenmemle, filmin üzerimde bıraktığı etki daha da arttı. Emin olabilirsiniz ki bu yüksek bir etki demek. Bir de üstüne Russel Crowe'un efsanevi oyunculuğu eklenince tadından yenmiyor filmimiz. 




John Forbes Nash, çok zeki ancak içine kapanık bir matematik öğrencisidir. Üniversite sonrasında iyi bir yerde işe başlamayı takıntı haline getirir ve bunun için kimsenin aklına gelmemiş, yeni bir tez yazmak adına gece gündüz çalışır.


Zamanla bu durum öyle bir hal alır ki, Nash her şeyde en iyisi olmak, diğerlerine başarısını göstermek ister. Ve bunun sonucunda yıllardır kullanılan bir tezi çürütecek yeni bir tez üretir. Böylece en iyi bursları alır ve üniversiteyi bitirdiğinde başarılı bir profesör olur. Nash'ın hayatı böyle başarılarla doluyken, üniversitede oda arkadaşı olan delidolu sarışın bir adam ve küçük bir kız olan yeğeniyle karşılaşır. Ara ara onlarla buluşur, konuşur. 


Bu arada romantik anlamda da gelişmeler yaşanır hayatında. Üniversitede ders verdiği (kısmen) sınıflardan birinde alımlı bir kızla tanışır. Bu genç kadın, Nash'ın kalbine sevgi tohumları ekmeyi başaran ilk kişi olur. Sonrasında da bu ikili birbirlerine aşık olur ve evlenirler zaten. 


Ancak bütün bunlar Nash'a yetmez. O başarılı bir matematikçi olmayı istemiştir hep. Ve bir gün ordu için ona gizli bir görev verilir. Bir matematikçi olarak şifreleri çözecektir. Ancak zamanla başı belaya girer. İyice paranoyaklaşır. Zaten sonrasında da şizofreni teşhisi konur Nash'a.


Küçük bir kız çocuğu, sarışın bir genç adam ve gizli bir ajan kuşatmıştır etrafını. Gerçeği kabullense bile onu bir türlü bırakmaz geçmişten gelen bu üçlü.


Beni en çok etkileyen Nash'ın karısı Alicia'nın onu bir an bile bırakmamasıydı. Yani yaşadıkları hiç kolay şeyler değildi. Her ikisi için de cehennem azabı olmalı. Hele ki bu olayın gerçek bir hayat hikayesi olduğu düşünüldüğünde o kadının gücüne, sabrına hayran kalmamak elde değil. Öyle sahneler vardı ki, kanım dondu. Olaylarla bütünleştim adeta. Ama Alicia, kocasına hep inandı ve ona destek oldu. Filmde en çok sevdiğim kısım da bu oldu zaten.


Filmin son sahnesinde gözlerim dolmadı değil şimdi. Olayların o şekilde sonuca bağlanması beni olabilecek en iyi şekilde memnun etti. Filmi hala izlemediyseniz, durmayın gidin izleyin. Kesinlikle pişman olmayacaksınız.










12 yorum:

  1. Utancımı seninle paylaşayım o zaman: BEN HALA İZLEMEDİM! :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlememiş olmak değil, bundan sonra izlememek ayıp. O yüzden ne yapıyoruz, en kısa zamanda izliyoruz :D

      Sil
  2. İtiraf ediyorum, ben de hala izlemedim -_- Hala ne duruyorum onu da bilmiyorum ama o kadar utandım ki en kısa zamanda başına otururum herhalde :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle izlemelisin. Filmi benim kadar sever misin bilemiyorum ama kesinlikle ilgiyle izleyeceğinden eminim ^-^

      Sil
  3. Gerçek hikayeler izlemek hep çok etkileyici. y
    Yanlış hatırlamıyorsam Nash geçtiğimiz senelerde ülkemize de gelmişti.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen, gerçek hikayeler insanın üstünde ayrı bir etki bırakıyor. Filmi izledikten sonra bir biyografi olduğunu öğrendim ve filmin üzerime bıraktığı şok etkisi daha da bir arttı.

      Sil
  4. Merhaba,

    Bu adamın filmlerini çok seviyorum. En kısa zamanda da izleyeceğim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim favori filmlerimden biri haline geldi. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim :)

      Sil
  5. Ben izledim ama başını ve sonunu hatırlıyorum, ortaları yok :D Sonu vurucuydu gerçekten... :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim için en vurucu olan filmin biyografi türünde olduğunu, gerçekten yaşandığını öğrenmiş olmamdı. Hala etkisindeyim ^^

      Sil
  6. En sevdiğim filmlerden birisidir kaç kere izlemişimdir şuan yine olsa yine izlerim :) Yeşil yol diye bir film var izledin mi bilmiyorum oda aynı şekilde benim için defalarca izlemişimdir :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Akıl Oyunları benim de favorilerime girdi. Yeşil Yol'u izlemedim ama kesinlikle izlemeyi düşündüğüm filmlerden ^-^

      Sil