11 Ağustos 2016 Perşembe

Geceyarısı Leydisi | Kitap Yorumu

Herkese merhaba.:)
Geceyarısı Leydisi, çıkmasını dört gözle beklediğim kitaplardan biriydi ama buna rağmen kitabı gerçekten geç okuduğumu düşünüyorum. O kadar beklemenin sonunda kitap ilk çıktığında üstüne atlamamam tuhaf kaçtı bana göre. Ama bütün bunları bir kenara bırakırsam, kitap tam da beklediğim gibi harikaydı. Çeşit çeşit karakterlere sahip, dev ebatlarda, dolu dolu tam bir giriş kitabıydı. Ama gelin görün ki ben kitaba doyamadım ne yapacaksınız? -,-



Ancak yorumuma başlamadan size çok büyük bir uyarıda bulunmak istiyorum. Eğer Geceyarısı Leydisi'nden önce yazılmış 'Cehennem Makineleri' ve 'Ölümcül Oyuncaklar' serilerini okumadıysanız bu kitaba hiç başlamayın derim. Zira diğer iki seriye ait dev spoilerlar kalbinize saplanabilir benden söylemesi. Eveet artık bence kitabımıza geçmeliyiz. Kitabımız Ölümcül Oyuncaklar'ın sonrasını konu alıyor. Bu seferki ana kahramanlarımız Emma Carstairs ve parabatai'si Julian Blackthorn. Emma hayatını, soğuk barışta hayatını kaybeden anne babasının katilini bulmaya adamıştır ve bu uğurda en büyük destekçisi parabatai'si Julian'dır. Bu tema etrafında ağzımı açık bırakan pek çok olay meydana geliyordu. Ancak bütün bu olayların yanında olmaması gereken başka bir şey oluyor. Emma ve parabatai'si Julian birbirlerine aşık oluyorlar. Ve bu yasalara aykırı. Bazen bazı yasalar saçma ve acımasız gelse de 'yasa yasadır ve yasa katıdır' gölge avcıları için.




Kitapta pek çok farklı özelliğe sahip bir sürü karakter de mevcuttu. Zaten Blackthorn ailesi bile başlı başına kitabı dolduruyordu diyebilirim. Hepsi birbirinden farklı ama bir o kadar da yetenekli ve sempatik tam altı kardeş. (Aslında yedi ama biri sürgündeydi neyse.) Ama biri vardı ki ayrıca çok sevdim. Bahsettiğim kişi tabiki de Mark Blackthorn. Yarı peri, yarı gölge avcısı ağabeyimiz. Tamam biraz bencil ve çocuksu bir tarafı vardı orası kabul. Ama ailesi için her şeyi göze alabileceğinden de eminim. Tabi bu konuda Julian'la boy ölçüşemez ama konumuz bu değil. Kendisini kitap boyunca Cristina'yla birazcık shiplemiş de olabilirim tabi ki. Ama gerisini okuyup görün bakalım.






Bunun yanında kitapta ara ara diğer iki seriden Clary, Jace, Tessa, Jem, Magnus gibi karakterleri de görüyorduk ve bu durum benim çok çok çoook hoşuma gitti. Özellikle Jem ve Tessa'nın bulunduğu sahnelerde gözlerimin dolmasına engel olamadım. Ama bir yandan da üç beş anıda da Will'i görmek isterdim şimdi. Bir William Herondale kolay yetişmiyor lütfen ama. Kitap kalın olmasına rağmen çok akıcıydı ve inanın nasıl bittiğini bile anlamadım. Öyle ki kitap bittiğinde iki saat 'ama burada bitemezsiiiinnn' diye kitaba çemkirdim. -,- Sanırsam ikinci kitap da 2017'de çıkacak ancak bu konuda hiçbir bilgim yok. İkinci kitap çıkana kadar nasıl sabredeceğimi de bilmiyorum. Hadi ama ya öyle son mu olur biri lütfen şakkaaa diyerek kameraları çıkarsın. -,- Her neyse artık. Gölge avcılarını gerçekten çok özlediğimi fark ettim. Eğer fantastik kurgulu kitapları okumaktan hoşlanıyorsanız başta diğer iki seri olmak üzere bu kitapları okumanızı öneririm. Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı günler. :)






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder