8 Temmuz 2016 Cuma

Kız Kardeşim İçin | Kitap Yorumu


Herkese merhaba.:)
Bayram dolayısıyla son günlerde kitap okuyamamama rağmen Kız Kardeşim İçin kalınlığına oranla gerçekten kısa sürede bitti. Kitap hakkında ne söyleyebilirim gerçekten bilmiyorum. Kitap bittiğinde resmen afalladım. Kitap beni gerçekten çok sarstı ama bunun temel nedeni her şeyden önce hayatın içinden bir olayın kurgulaştırılmış olmasıydı. Düşündükçe hala tüylerim diken diken oluyor. Bunun yanında yazarın akıcı üslubu da işin içine eklenince kitabı okumaktan gerçekten büyük keyif aldım.


Anna Fitzgeald, lösemi hastası kız kardeşi Kate'in donörü olmak üzere tasarlanmış bir bebek. Tüm hayatı boyunca ablası için yaşamış. Hem fizyolojik, hem psikolojik her anlamda. Ama bir gün, 13 yaşındaki Anna buna bir dur demek adına ailesine tıbbi azat davası açıyor. Ama bunu yaşadıkları veya yaşayacaklarından korktuğu için ya da ilgi çekmek adına yapmıyor. Kendini bulmak için, benliğini keşfetmek için bu yola başvuruyor. Tabi bu durum hiçbir çocuk için olmayacağı gibi, Anna için de hiç kolay olmuyor. Sonuçta bir tarafta kendi değerleri, diğer tarafta ablasının yaşamı var. Bu durum, yetişkin bir insan için bile ne kadar kolay olabilirdi ki? Ama buna rağmen Anna güçlü bir kızdı ve bu durum, kitabı sevmemdeki etkenlerden biri oldu.

Bir diğer etkense yazarın, kitap boyunca tüm karakterlerin bakış açılarına yer vermesi oldu. Böylece olayları herkesin gözünden görüp daha doğru bir muhakeme yapabilir okuyucular. İtiraf etmek gerekirse başlarda olaylara taraflı yaklaştım. Evet Anna'nın anne babasının yaşadıkları da küçümsenecek şeyler değillerdi bunu anlıyorum. Kate'in özel ilgiyi hak ettiğini de anlıyorum. Ancak Anna ve ağabeyleri Jesse'nin de yaşadıkları kolay şeyler değildi. Ve ailede görünmez olmak, hep Kate'in hastalığının gölgesinde kaybolmak diğer iki çocuk için de kolay şeyler olmasa gerek. Hele ki dünyaya gelme nedeninin ablasına donör olması olduğunu her gün hatırlamak zorunda kalan Anna için. Dediğim gibi başlarda taraflıydım yaşananlara karşı. Ancak sonradan gördüm ki; hem herkes haklıymış, hem de hiç kimse haklı değilmiş. Asıl önemli olan da bunu görebilmekti bence. Yani yazarın bunu okuyucuya hissettirebilmesi. Kitap bana göre çerezlik bir kitap kesinlikle değildi. Özümseyerek, üstünde düşünerek, hakkını gerçekten vererek okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu okuduklarımızı dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan belki de onlarca insan var. İşte asıl tüylerimi diken diken eden de bu. Ayrıca kitabın filminin olduğunu da öğrendim. Onu da yakın zamanda izlemeyi planlıyorum. Sanırım izlerken yanımda peçete bulundurmam gerekecek. Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı günler. :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder