9 Nisan 2016 Cumartesi

Bıçak Sırtı | Kitap Yorumu

Herkese merhaba.:)
İnanın bu kitap hakkında düşüncelerimi toparlayamıyorum. Kitabı bitirmemin üzerinden yaklaşık bir hafta geçmesine rağmen hala kendime gelemedim desem yeridir. Biri bana Akıl Çıkmazı'nı fırlatsııınn lütfen. Tamam sakinleşmeye çalışıp yorumuma geçeceğim artık. Serinin ilk kitabı bittikten sonra her ne kadar yerimde duramasam da taaa yazdan beri Bıçak Sırtı'nı beklettim. Ama nasıl içim gidiyordu gelin bir de onu bana sorun. Neyse malumunuz haftaya İzmir Kitap Fuarı olduğundan, nasılsa fuarda üçüncü kitabı alırım diyerek kitabı okudum ama keşke okumaz olsaymışım. Kitap bittiğinde iki saat boş boş odamın duvarlarını izledim ciddiyim. Ama Akıl Çıkmazı'na kavuşmak için sayılı günler kaldı. Sabret İlkay... -,- Neyse ilk kitabımız hakkında bilgi edinmek için buraya tıklayabilirsiniz.
 İlk kitap bittiğinde aklımda ne kadar soru işareti varsa bu kitapla beraber sayıları katlanarak arttı. Kitapta sevdiğim pek çok nokta oldu ancak bunlardan belki de en çok sevdiğim, kitap boyunca daima bir aksiyon olmasıydı. Yazar ilk kitapta ele aldığı olayları evirip çevirip önümüze koymamış, durmadan yeni olaylar eklemişti. Bir yerden sonra benim de nevrim döndü artık kabul ama yine de bu kitap adına benim için artı puandı.

Hani bazı kitaplar için 'çok akıcıydı, elimden bırakamadım' deriz ya bu kitabı okurken cidden elimden bırakamadım. Kalın bir kitap olması ve üstüne okul koşuşturması içinde olmama rağmen iki günde bitirdiğim bir kitap oldu. Kitabı ilk bitirdiğimde ilk kitabı daha çok sevdiğimi düşünmüştüm çünkü sonuçta karakterlerle tanışma kitabımızdı. Özellikle de Noah'la tanışma kitabımdı. Ah Noah, Noah , Noah! Ama o konuya birazdan değineceğim. Tamam şimdi kendimi toparlıyorum. Evet başta ilk kitapta daha çok duygu yaşadığımı düşünmüştüm. Yeri gelmişken söyleyeyim ilk kitabı okurken epey gerilmiştim hatta bazı kısımlarda korkmuştum bile. Ama şimdi yorum yazarken fark ettim ki ilk kitap benim için ne kadar özel olsa da Bıçak Sırtı'nı daha çok sevdim çünkü daha fazla olay vardı. Yani olaylar bir türlü durulmuyordu. Ve karakterleri çok sevdim. İlk kitapta biraz daha Noah'la Mara'nın aşkı üzerinde durulsa da, bu kitapta başka karakterler de olaylarda epey etkindi. Aşk ikinci, hatta belki de dördüncü beşinci plandaydı. Mesela en çok Mara ve ağabeyi Daniel arasında geçen konuşmaları sevdim. Ben de her zaman öyle bir ağabeyim olsun istemişimdir belki de bu yüzden de bu kadar beğenmiş olabilirim o kısımları, bilemiyorum. Mara'nın çıtkırıldım bir kız olmamasını da çok seviyorum. Yani olaylara her açıdan bakabilen, soğukkanlı bir kız. Genelde bu tür kitaplarda ana karakter kızımızın çocukça tavırlarından içim bayılırdı , sinir küpü olurdum. Ama şükürler olsun ki Mara onlardan biri değildi. Bunun için sonsuz teşekkürler Michelle Hodkin. Ve Noah! Ah Noah, Noah, Noah! Evet çoğumuzun kurgusal aşkı vardır. Ama ben bu konuda da biraz seçiciyim. Ama Noah.. Her şeyiyle okurken bile ona aşık oldum sanırım. Bunun en önemli nedeniyse, yine bu tarz kitaplarda olduğu gibi erkek ana karakterlerin genelde bad-boy, kendini bir şey sanan ama içinde savunmasız bir çocuk bulunduran, boğulası tipler olmalarına karşın Noah'ın tamamen onlardan bambaşka, centilmen, zeki ve kısacası benim için ideal erkek karakter olması oldu. 

Ve üslup yine muazzamdı. Yazarın üslubu insanı olayların içine resmen çekiyor. Sanki kitabı okurken ben de olayların içindeymişim gibi hissediyorum. Ve bir yazar sadece kullandığı dille bana böyle hissettiriyorsa, benim gözümde gerçekten başarılıdır. Eğer bu yazarın başka kitapları da çevrilirse muhakkak onları da okumayı düşünüyorum. Ve kitapta sevdiğim milyonuncu nokta: kapağı. Zaten serinin tüm kapaklarını çok beğeniyorum. Kitapları elime alınca bile böyle gözlerimden kalpli emojiler fışkırıyor. Bu kadar fangirllük yaptığım bir yorumdan sonra haliyle tüm seriyi canı gönülden öneriyorum. Okuyun, okutturun , pişman olmazsınız. (Umarım.) Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı günler.:)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder