28 Ocak 2016 Perşembe

Uğultulu Tepeler | Kitap Yorumu

Herkese merhaba.:)
Klasikler insanda gerçekten farklı hisler uyandırıyor. Uğultulu Tepeler, tekrar tekrar okusam da okumaktan bıkmayacağımı düşündüğüm, karakterlerinin hepsinin hayatın içinden olduğu çok güzel bir kitaptı. Basmakalıp sözlerden oluşmuş , klasik bir aşk hikayesi değildi öncelikle. Okuduğum en güzel romanlardan biri oldu Uğultulu Tepeler. Gerçekten insanı kendine bağlayan , öncelikle kişi analizinin çok güzel yapıldığı bir romandı. 


Kitabı nasıl anlatacağımıysa gerçekten bilmiyorum. Çünkü kitabımızda pek çok kuşağın hikayesi geçiyor. Ama şöyle bir giriş yapabilirim sanırım. Hikayemiz 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçiyor. O döneme bayıldığımı sayısız kere söylemişimdir de zaten. Olayları Uğultulu Tepeler'deki evin yeni kiracısı Bay Lockwood'a, her şeye şahit olmuş evin hizmetçisi Bayan Ellen Dean anlatıyor. Birbirlerine aşık olan iki gencin, hayatın şartları gereği apayrı yerlere sürüklenmesiyle başlıyor hikayemiz. Ve sonrasında Bay Heathcliff'in yaşayamadığı aşkının öcünü, yıllar boyunca pek çok insandan almasını konu alıyor kitabımız. Olay örgüsünü gerçekten çok sevdim ancak kitabımızda çok fazla sinir bozucu karakter vardı. Arada malum kişilere iki tane çakmak da istemedim değil şimdi. Ama onlar renklendiriyordu belki de kitabı. İşte karakterleri hayatın içinden bulma sebebim de bu aslında. Çünkü kitabımızdaki karakterler de aslında pek çoğumuz gibi, hırsları uğruna pek çok şeyi kaybedip, hayat denizinde sürükleniyorlardı. Bu da kitabı sevme nedenlerimden biri oldu.



İlgimi çeken bir diğer nokta da kitabımızın, Emily Bronte'nin malesef ki tek eseri olması. Düşünüyorum da yaşasaydı kim bilir bizi daha ne güzel romanlar bekliyor olacaktı? Klasik okumaya başlamak istiyorsanız da çok iyi bir başlangıç olacaktır Uğultulu Tepeler. Klasiklerden korkmayın. Aksine arada bir onlardan okumak, insana gerçekten çok şey katıyor. Hepinize bol kitaplı günler.:)








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder