15 Eylül 2015 Salı

Kan Sözü | Kitap Yorumu

Herkese merhaba. :)
Hani Gölge Öpücük'ü okurken yerimde duramamıştım kendimden geçmiştim, sonra da daha iyisi olamaz demiştim ya, işte bu lafım Kan Sözü'nü okuyana kadar geçerliydi. Hala Gölge Öpücük'ü serinin kilit kitabı olarak görüyorum ama Kan Sözü'nün etkilerini de hala üzerimden atamadım. Bu yazarın okuyucularla alıp veremediği ne anlamış değilim doğrusu. -,- Kitap boyunca hop oturup hop kalktım. Tamam , Rose'un Dimitri'yi arama kısımları hafif baydı ama sıkılmadım. Kitabı baştan sona aynı heyecanla okuyup bitirdim ki kalın bir kitap olmasına rağmen iki günden kısa bir sürede bitti. Hele o son kısım.. O son kısım yok mu o son kısım. Hala aklım almıyor. Nasıl bir hayal gücüdür bu böyle? Ama kendime hakim olmaya çalışacağım ve derin nefesler alıp vererek yorumumu (umarım) bitirebileceğim. 



YAZININ BUNDAN SONRASI GÖZLERİNİZİ YAKACAK SPOİLER'LAR İÇERİR!



Bildiğiniz üzere bir önceki kitapta , bizim başarılı gardiyanımız Dimitri bir Strigoi'ye dönüşmüştü. Rose'da Lissa'ya rest çekerek Dimitri'yi bulmak için Rusya'ya gitmişti. Artık ondaki de ne cesaretse. Yol bilmez ,iz bilmez.. Neyse. Sonrasında Lissa Rose'a acayip öfkelendi ve önceki delilikleri tutmaya başladı. (Spoiler değil -,-) Bir de kraliçe Tatania , Rose'un yokluğundan faydalanıp Lissa'ya , ona uygun arkadaşlar tahsis etti. Hem de ne uygun -,- 
İşte burada başına buyruk , sevimsiz kızımız Avery devreye girdi. Lissa bunlarla uğraşadursun diğer tarafta Rose, Dimitri'yi bulmak için Strigoi avlamaya başladı. Ayrıca pek çok sürpriz insanla da tanıştı. Özellikle Abe'nin kim olduğunu öğrenince epey şaşırmıştım. Bu kitapta bir de devreye simyacılar giriyordu. Yani Rose, strigoileri öldürüyordu öldürmesine ama cesetleri insan içinde kalıyordu. İşte simyacıların görevi de bu cesetleri ortadan kaldırmaktı. Rose'da bu simyacılardan biri olan Sydney'le tanışıyordu. Az önce bahsettiğim Abe isimli gizemli adam Sydney'i kiralayarak Rose'un yanına yolluyordu ve Rose'un yolculuğunun büyük kısmı Sydney'le geçti. Sanırım Sydney karakteri, yan seri olan Kan Bağı'nda karşımıza çıkıyormuş. Aslında kızı sevdim ama fazla donuk bir tipti. Yine de vampirleri sevmemesine rağmen Rose'a yardım etti ve benden tam puanı kaptı. 



Bu kadar maceradan sonra Rose'un Dimitri'yi bulduğu kısımda nefesim kesildi. Ama bunu laf olsun diye de söylemiyorum yani. Baya baya kesildi. Nefes almayı unuttuğumu bölüm bitince fark ettim. -,- Hele Dimitri Rose'a , her Roza deyişinde böyle benim içim eridi. Ama Dimitri aynı Dimitri değildi. Rose ve Dimitri sahneleri favori bölümlerindendi açıkçası. İster bir canavar olsun, ister bizim centilmen Dimitri'miz olsun yine de o Dimitri'ydi işte. Ben de Rose gibi , sebepsiz yere her koşulda seviyorum onu. Ah ah! 



Diğer bir yanda da Adrian vardı tabi. Aslında Adrian'ı Dimitri'den daha fazla sevmeme rağmen başından beri Rose ve Dimitri ilişkisini destekliyorum. Ama yine de sanırım Adrian'a aşığım.
(En iyisi yine fangirllüğüm tutmadan bu konuyu geçeyim.)
Ama Adrian için de üzülüyorum şimdi. Çocuk basbaya Rose'a aşık yani. Hem kızı kaç hafta boyunca bekledi. Ona da yapılan haksızlık şimdi. Ah Moroi'm ah!








SPOİLER BİTTİ !!!!!


Kitabın sonunu yazar gerçekten çok iyi bağlamıştı. Yani sonuçta milletin ağzını açık bırakmak herkesin harcı değil. Sanırım bu sondan sonra ışık hızıyla direk Ruh Bağı'na başlayacağım. Seri daha şimdiden (gerçi 4. kitabı da bitirdik ama)  kesinlikle favori serilerim arasına girmeyi başardı. Şimdilik hoşçakalın. Bol kitaplı günler. :)





















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder