25 Temmuz 2015 Cumartesi

Kağıttan Kentler | Film Yorumu #2

Herkese merhaba. :)
Dünkü yazımda belirttiğim gibi dün Kağıttan Kentler'i izledim ve gerçekten başarılı buldum. Ama yorumumdan önce sizi uyarmak istiyorum. Eğer kitabı okumadıysanız veya filmi izlemediyseniz ve spoiler almak istemiyorsanız bu yazı sizin için sakıncalı olabilir. Ben baştan uyarımı yapayım. Filme arkadaşımla gittik ve tıklım tıkış dolu olacağını düşünmüştük açıkçası. Ancak sinema neredeyse bomboştu ki bunda bizim filmin ilk gösterimine girmemiz de etkili olmuş olabilir ancak Aynı Yıldızın Altında tecrübemden sonra
salonun bu kadar boş olması beni şaşırtmadı değil doğrusu. Film ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiydi en azından bana göre. Çünkü önceki yazımda da belirttiğim gibi kafamdaki boşlukları doldurmak için kitabı filme gitmeden bir gün önce falan tekrardan okumuştum ki bazı replikler filmde de kitapdakiyle birebirdi. Zaten olması gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde kitap uyarlamalarından yapılmasının ne anlamı kalırdı ki? Onun dışında oyuncuları da sevdim. Kitabı ilk okuduğum zaman da aklımda filmdeki oyunculara yakın karakterler canlandırmıştım. Sadece Ben ve Radar'ın görüntü bakımından lise son sınıf öğrencilerine göre küçük göründüklerini düşünüyorum ancak onun dışında oyuncuklarını ve kitaptaki karakterlerin kişilikleri canlandırışlarını gerçekten çok sevdim. Cara Delevigne'yi birçok kişinin aksine ben gerçekten seviyorum. Zaten çoğunluğu gıcık olduğu insanları sevmek artık hobim gibi oldu. Tabi bu söylediğim kitap karakterleri ve Cara gibi ünlü kesim için geçerli. Gerçek hayatta bu söz konusu bile değil ki bu da konumuz değil. Neyse şu an saçmalıyorum. Konumuza dönersem eğer Cara'nın oyunculuğu konusunda endişelerim vardı açıkçası ancak oyunculuğu ve kitaptaki Margo'muza uyum sağlayışını çok beğendim. Hayalimdeki Margo sanırım en iyi Cara olabilir. 
Ayrıca Cara ve Nat'ı gerçekten çok uyumlu buldum. En azından kişisel görüşüm bu. Hem Margo ve Quentin karakterlerine de çok uyuyorlardı. Kitapla film arasında farklılıklarda yok değildi şimdi. Mesela kitapta Angela , Margo'yu bulmak için bizimkilerle yolculuğa çıkmıyordu ancak filmde o da yollara düşüyordu ki bu farklılığı sevdim. Yani sonuçta Radar sevgilisi olmadan balo öncesi nereye gidiyor. Olacak iş değildi yani. -,- Neyse ikinci büyük diyebileceğimiz farklılıksa filmin sonuydu. Kitabın sonunda Margo'nun tavırlarına sinir olmuştum ki bu konuda haklıydım. Düşünsenize Quentin gibi bi çocuk Margo için o kadar yol tepiyor ama şımarık kızımız çocuğu azarlıyor. Olacak iş mi hiç? Her zaman söylerim Quentin tam evlenilecek çocuktu valla. Ama Margo için artık o tren çoktan kaçtı o ayrı tabi. İşte konuyu yine saptırdım ama geri dönüyorum. Filmin sonunda Margo'nun davranışları daha makuldu yani en azından çocuğu azarlamıyordu ve vedalaşmaları gerçekten güzeldi. Yolculuk sahnelerindeyse kitaptaki gibi çok güldüm. Ayrıca Ansel Ergort'u filmin bir sahnesinde görünce ağzım kulaklarıma vardı. Herhalde Ansel ve Nat artık John Green'in kadrolu oyuncuları falan oldular dedim. Ki bu benim için hiç problem değil. Ansel'e olan aşkımı zaten cümle alem bilmekte ki bilmiyorlarsa da şimdi siz okuyucularım öğrendiniz. Aynı Yıldızın Altında'yla da çok karşılaştırmalar yaptılar. Aslında bunu doğru bulmuyorum yani sonuçta ikisi de birbirinden bağımsız iki ayrı film. Ancak bir seçim yaparsam Aynı Yıldızın Altında daha iyiydi derim ki filmi ilk izlediğimde sinema salonundaki diğer izleyiciler gibi hönkürerek delicesine ağlamıştım. Sadede gelirsem filmi izlemenizi öneririm. Tabi kitabı apayrı güzel ancak ben filmi de sevdim. Şimdilik hoşçakalın. :)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder